29 Ocak 2017 Pazar

Happy(!) Valentine's Day

13.02.2014

Günlüğümden bir kesit

''Hayatımda çok fazla gelişme var. Biriyle konuşuyorum. 

Evet, biriyle konuşuyorum.
Diyeceksin ki nerden çıktı şimdi bu?
Yeşil'e ne oldu?
Yeşil'e bir şey olmadı, yeri hala aynı orada duruyor.
Yanımda değil,
Kalbimde.''

14.02.2014

Dershanedeyim. Kafam dalgın. Arkadaşlarım ilk defa beni böyle görüyorlar. Beni eğlendirmeye çalıştırdıklarının farkındayım. Fotoğrafçıyla konuşmaya devam da ediyorum evet benimle ilgileniyor hoş çocuk ama ee Queen başka? Başka yok. Bu kadar. Kalbini Yeşil gibi pır pır attırıyor mu? Elin ayağın birbirine karışıyor mu onu görünce? Konuşurken kekeliyor musun? Avuçların terliyor mu? Hayır. Hayır, hepsine hayır. E ne zamana kadar devam edecekti bu? Bakın Fotoğrafçı'ya umut verip vermediğim tartışılır. Ama asla ona karşı bir şeyler hissettiğimi söylemedim veya ima edecek bir davranışta bulunmadım. Yani o benim ona karşı bir şeyler hissetmediğimi bilerek hala yanımdaydı. Bu yüzden onunla takılmam hem vicdanen hem benim açımdan hem de onun açısından işleri kolaylaştırıyordu.

Sevgililer Günü IYK! Nefret ederim. Hayatım boyunca hiç Sevgililer Günü'nü kutlamadım. Çünkü hiç düzgün uzun süren bir ilişkim olmadı. He ilişkim oldu mu, tabi ki oldu ama çocukça şeylerdi ve hiçbiri bir haftadan uzun sürmedi. Bu yüzden bunlar sayılmıyor. (Dil çıkartan emoji hayal edin.)

Sıkıcı dersler bitti biz dersten çıktık, arkadaşlarla merdivenden aşağı iniyoruz. Tam dershaneden dışarı adımımı attım ki bir de ne göreyim? FOTOĞRAFÇI ELİNDE GÜLLERLE BENİ BEKLİYOR! Arkadan birkaç ''Oooo'' sesi geldi. Ne hissettiğimi açıklamam mümkün değil. Biraz mutlu, biraz hüzünlü, vicdan azabı duyan... Karmaşık duygular içerisindeyim. Fotoğrafçı benden ufak bir tepki bekliyor. Lan Queen bir şey yap çocuk elinde güllerle mal gibi kaldı. Zoraki bir gülümseme ve kuru bir sarılma ile teşekkür edip uzattığı çiçekleri aldım. Yürüdük muhabbet ettik falan filan eve kadar bıraktı beni sağ olsun. Tekrardan kuru bir teşekkür edip eve girdim. Kapıyı annem açacağı için elimde güllerle mutsuz görünmemem gerekirdi hemen en neşeli maskemi takıp zile bastım. Annem kapıyı açtı ve çok şaşırdı tabi böyle bir şey beklemiyordu. Anneme gün içinde neler olduğunu anlattıktan sonra masaüstü bilgisayarımın başına geçtim ve Facebook'a girdim.

Bir mesaj.

Tıkladım ve size yemin ederim ki kalbim birkaç saniyeliğine durdu.

Yeşil mesaj atmış.




11 Ocak 2017 Çarşamba

Akılsız başın cezasını kalp çekermiş.

 Uzun, ben Fotoğrafçı, Fotoğrafçı'nın arkadaşı(Domuzcuk) (neden Domuzcuk diye sormayın anısı var aahahah) birlikte arabada birkaç tur attıktan sonra bi kafeye oturduk. Ben hayattan kopuk bir vaziyettteyim, bana seslenmedikçe insanlara tepki vermiyorum. Neydi tüm bu olanlar? Ne çıkarmalıydım bundan? Yeşil'le iki saniye göz göze geldim. Gerçekten sadece 2 saniye... Ama sanki bir şeyler oldu o iki saniyede. Yeşil'in daha önce hiç görmediğim, tanımlayamadığım bir surat ifadesini gördüm. Ne hissediyordu acaba? Ne düşünüyordu? Bunların hepsi kafamda tahtayı çizen bir tırnak sesi gibi yankılanırken Uzun en sonunda tuttu kolumdan tuvalete çekti beni.

'' Ne oluyor Queen? Bugün bir şey olmuş burada değilsin sanki. Ne oldu?''

O an Uzun'a bile bu zamana kadar itiraf edemediğim bir şeyi yani hala Yeşil'e karşı bir şeyler hissettiğimi söyledim. Adeta delirdi. Anlam veremediğim bir şekilde çok tepki verdi. Neymiş hala Yeşil'den hoşlanıyorsam neden Fotoğrafçı ile görüşüyormuşum. Bunu böyle yapmaya hakkım yokmuş. İkisinden birini seçmek zorundaymışım ama Fotoğrafçı'yı seçmem benim için daha iyi olurmuş. Fotoğrafçı onun da arkadaşıymış onun üzülmesini istemiyormuş. Noluyor lan? Fotoğrafçı ile seni tanıştıran bendim hayırdır yani? Uzun neden bu kadar tepki verdi? Ortada bir şeyler dönüyordu ama benim haberim yoktu. Normalde Uzun böyle şeylere tepki vermez çünkü bu kız aynı anda 5 kişiyle konuşup hepsini birden idare eden sonra hiçbir şey olmamış gibi masum rolü yapabilen bir kız. Kendisi böyle şeyleri yaparken ben ona tepki vermiyorsam O da bana ufacık(!) bir şey için bu kadar tepki veremezdi. Bunları söyleyince pek hoş olmadı ama özünde iyi kızdır. Neyse Uzun konusuna sonra değinicem.

Kafede biraz daha oturduktan sonra fotoğraf çekimindeki arıza düzeltildi ve ben oraya gittim çekim yapıldı falan filan. O gün öyle ya da böyle bir şekilde bitti. 

Gelelim asıl ilginç günlere...

Superman(Yeni Bir Dönem başlıklı postumda bahsettiğim biricik dostum) dershane çıkışı koşa koşa yanıma geldi ve heyecanlı bir biçimde ''Ne olduğuna inanamayacaksın! Yeşil şu an bizim evde babamdan özel ders alıyor.'' (babası matematik öğretmeni). ''Bunu sana söylemek istedim belki bir işine yarar.'' ŞAKA YAPIYOR OLMALISIN. Bu gerçekten çok ama çok ilginç bir haberdi. Gayet normal bir şey gibi görünüyor olabilir ki muhtemelen öyle de zaten. Ama o an onunla aynı şeyleri yaşamış olmamız bana çok ilginç gelmişti.(Geçen sene de ben ders alıyordum) Aynı evde özel ders almış olmamız bile beni heyecanlandırıyordu. 

Hayır hayır teessüf ederim salak değil, sadece aşık. 

Superman'i kolundan tuttuğum gibi çektim ve tek bir şey söyledim.

''Hadi size gidiyoruz.'' 

Superman'le aramızdaki arkadaşlık bağı o kadar özeldi ki tek bir hareketimiz, sözümüz, göz göze gelmemiz bile yeterdi anlaşabilmemiz için. Ve arkadaşlığımızın en güzel yanı ise ne biliyor musunuz? Birbirimizi sorgulamamamız. ''Neden'' diye bir şey yoktur bizim sözlüğümüzde. ''Hadi gidiyoruz'' dersek gidilir. ''Hadi yapıyoruz'' dersek yapılır. ''Başım belada hemen gel'' dersek ne olursa olsun yanına gidilir. Bizim öyle güzel öyle özel dostluğumuz var ki umarım Allah herkese böyle bir arkadaş ve böyle bir arkadaşlık nasip eder. Neyse duygulandım.

Gittik Superman'in evine, annesi beni çok sever. Ben de onu çok severim tabiki. Açtı kapıyı beni görünce yüksek sayılabilecek bir sesle ''Aaa Queen hoş geldin kızım, özlettin kendini nerelerdesin sen? Nasılsın? Ne yapıyorsun? Hadi gel içeri.'' Önce koca bir soru yağmuru sonra hoooop eve misafir olarak geçiş. Şimdi ne yapacağım biliyor musunuz? Yeşil'e burda olduğumu fark ettirmek için elimden geleni yapacağım. Amaç? Amaç aslında bir nevi yok. Sadece beni burada görünce tepkisini merak ediyorum. 

O kadar yüksek sesle konuşuyor ve o kadar yüksek sesle kahkaha atıyordum ki odaya giren  biri çok komik bir fıkra anlatılmış da kendisi olayı kaçırmış gibi hissederdi gerçekten. Superman amacımın ne olduğunu ilk andan beri fark ettiği için sürekli yüksek sesle adımı telaffuz ediyor ve merdivene yakın yerlerde bana sesleniyordu. (Ev iki katlı Yeşil'ler üst katta özel derste biz ise aşağıda salondayız) Artık duymamış olma ihtimali neredeyse hiç yoktu çünkü hocam bile benim geldiğimi duymuş, aşağı inip bana merhaba diyip tekrar yukarı çıkmıştı. Yeşil'i görmek için sabırsızlanıyordum! Ama derse yeni başladıkları için daha çok vakitleri vardı ve zaman bir türlü geçmiyordu. Biz Yeşil'in çıkmasını beklerken muhabbet etmeye başladık. Peki ne yapmışız biliyor musunuz? Muhabbete o kadar dalmışız ki Yeşil'in dersi bitmiş biz duymamışız ve Yeşil çoktan çıkmış gitmiş!



AH BENİM APTAL KAFAM. Bir şeyi de düzgün yap be Queen! Tek bir şeyi!




20 Kasım 2016 Pazar

Zaman durabiliyormuş, şahit oldum.


  Fotoğrafçı ile bir haftadır takılıyoruz. Kafa bi çocuk. İyi anlaşıyoruz. Bana değer verdiği her halinden belli. Ha bir deee okul açıldı. Evet Yeşil'i her gün görüyorum. Evet acı çekiyorum. Acı çekiyorum ama belli etmiyorum. Çünkü ben güçlü bir kızım. Güçlü bir kız olmak zorundayım.
Gülümsüyorum. Hatta hiç durmadan gülümsüyorum. Yapmacık mı duruyor bilmiyorum. Ama yakın arkadaşlarım dahi anlamıyor. Bazen Yeşil sınıfa girince benim tepkimi ölçmek için bana baktıklarını fark ediyorum. Ama yaptığım işe devam ediyor, onlara veya Yeşil'e bakmamaya çalışıyorum. En dayanamadığım şey ise insanların bana bu konu hakkında soru sormaları... Ne diyebilirsin ki? Beni sevmedi mi? Beni istemedi mi? Peşinden koştum ama bana bakmadı mı? Ne diyebilirsin. Gülümseyerek 'olmadı işte' diyordum sadece. Olmadı...

  2014'ün şubat ayındayız. 12. sınıftayım ve okuldan mezun olmadan önce mezuniyet fotoğraf çekimleri var. Yani bilmeyenler için şöyle söyleyeyim. Her yıl okulda yıllık çıkartılır, o yıllıkta hatıra olarak yazmasını istediğin arkadaşlarına yazı yazdırırsın ve sen de arkadaşlarına yazı yazarsın. Okulun ayarladığı bir fotoğraf yerinde sınıfındakiler ile ve tek başına fotoğraflarını çektirir aralarından en sevdiklerini bastırır ve yıllık kapak fotoğrafı yaptırırsın falan filan neyse eğlenceli bir etkinliktir yani kısacası. İşte fotoğraf çekimi olduğu için okula gitmedik sabahtan kızlarla kuaföre gittik hazırlandık, süslendik. Eğlenceli vakit geçirdik, tam fotoğrafçıya gittik bir de ne olsun. Elektrikler mi gitmiş arıza mı ne varmış üzgünüz 3-4 saat boyunca fotoğraf çekimi olmayacak. Haydaaa! E saçlar maşalı makyaj desen abartılı olmasa da var yani. 3-4 saat diyor e napcaz? Aradım Fotoğrafçı'yı böyle böyle hadi gel takılalım. Fotoğrafçı 10 dakika geçti geçmedi bi arkadaşı ile birlikte arabayla geldi. Bindim arabaya dolaşıyoruz ne yapalım ne edelim derken dedim ki benim yakın arkadaşım var okuldan çıkmak üzere hadi gidelim onu alalım birlikte takılırız. Size hiç bahsetmedim ama o zamanlardaki en yakın arkadaşımı almak için gittik okula. O zamanlardaki diyorum çünkü artık konuşmuyoruz. Zamanı geldiğinde değinirim o kısma da bir ara. Yakın arkadaşıma Uzun diyelim çünkü 1.80 boylarında, mavi gözlü, esmere yakın kumral çok güzel bir kız. Neyse gittik işte indim arabadan, fotoğrafçıda benimle birlikte indi yanıma geldi. Arabaya yaslanmış okuldan çıkanlara bakıyoruz, sohbet ediyoruz. Fotoğrafçının söylediği bir lafa tam gülüyordum ki kafamı çevirdim kapıya doğru bir baktım, Yeşil'le göz göze geldik. Gülümsememin suratında donduğunu hissediyordum. Yeşil'le gözlerimiz belki de birkaç saniyeliğine buluştu ama sanki dakikalar geçmiş gibi hissediyordum. Gözlerini ilk ayıran o olmuştu. Gözleri benden ayrılıp fotoğrafçıya kaymıştı. Ben hala ona bakıyordum. Kilitlenmiştim, sanki ne hissettiğimi bilmiyordum. Yanımda Fotoğrafçı var o hala bir şeyler söylüyor gibiydi bilmiyorum, anlamıyorum kulaklarım uğulduyor, zaman kavramım yok oldu. Kaç saniyedir, kaç dakikadır burdaydım kestiremiyorum, Şu an tek odak noktam var o da Yeşil... Fotoğrafçı ile benim yanımdan geçti. Kafasını kaldırmadan sadece öylece yanımdan geçti gitti. Bense onun arkasından öylece bakakaldım. Ne düşünmüştü acaba? Beni hep erkeklerle takılan bir genç kız olarak mı görmüştü? Hislerimin gerçekçiliğini sorgulamış mıydı? Kıskanmış mıydı? Kafasından neler geçmişti? Göz göze geldiğimizde ne hissetmişti? Kafamdaki sesler hiç susmazdı evet ama şu an beynim çığlık çığlığaydı.
  Uzun'un yanıma gelmesi ile gerçek dünyaya döndüm ve gözlerimi Yeşil'den nihayet ayırabildim. O saniyeler içinde anladım ki zaman her zaman aynı hızda geçmiyormuş, zaman durabiliyormuş. Şahit oldum.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Amaan be nolcak?


  Fotoğrafçıdan çıktık benim surat uzun zamandan sonra ilk defa gülüyor. E annemlerde oradaydı olan biteni gördüler sonuçta neler olduğunun farkındalar. Bana bakıp duruyorlar ben de onları tersliyorum filan ama gülmeye de devam ediyorum. Bilmiyorum. Bir anda ne oldu bilmiyorum. Belki reddedilmenin verdiği o iç burkan acı, birinin benimle ilgilenmesiyle azalmıştır. Belki de hayal kırıklıklarıyla dolu kalbimi bu şekilde teselli etmişimdir. Bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey bunun hoşuma gittiğiydi. 

                                                                                ***

 Ya ulan. Var ya. Bu erkekler var ya kızlardan beterler. Biz kızlar tamam hadi sokakta görüp beğendiğimiz çocukları bir şekilde araştırır, bulur, stalklar, yakından takip ederiz. Ama siz erkekler var yaaa! Siz de hiç az değilsiniz. Fotoğraf çekildiğimin ertesi sabahı bana facebooktan bir mesaj gelmiş. Fotoğrafçıdan! Valla helal olsun. He fotoğrafçıdayken isim soyisim vermediğime de eminim. Yani nasıl bulduğuna dair hiçbir fikrim yok. Biraz merak ettim açıkçası hemen mesaja tıkladım. 

''Güzel bir sabahta, güzel bir gün için, güzel gülen güzel bir bayana merhaba :)''  

Hmm... Yani şimdi çabasını taktir ettim gerçekten aramış bulmuş. Ama şimdi bu çocuk fotoğrafçı. Kim bilir günde kaç tane kız geliyor, fotoğraflarını çekiyor. Acaba şimdi herkese böyle mi davranıyor? Yoksa sadece bana mı yaptı? (Hiç zannetmiyorum.) Yani arkadaşça mesaj atmış desem, yürümemiş resmen koşmuş yahu! Şimdi sevinsem mii üzülsem mii bilemedim. Neyse bi bakalım tanımaya çalışalım nasıl bir insanmış?

''Merhaba, teşekkür ederim :) Nasıl buldun beni?''

''Bizimde kendimizce yöntemlerimiz var Melike Hanım bulduk işte. :)''

''Bu konuda tecrübeliyim diyorsun yani?''

''Yo hayır. Tecrübeli olsam dün eklerdim. Tecrübeli olmadığım için bütün gece uğraştırdın beni :)'' 

Hmm... İnansam mı acaba? Bilemedim ki. Amaan bee zaten ciddi bir şey düşünmüyorum koy ver gitsin dedim ve sorgulamadan, irdelemeden konuşmaya başladım. 






                                                                          ***

Bir kaç gündür konuşuyoruz. Güzel konuşuyor, ağzı laf yapıyor veletin. Yeşil'den 4 ayda görmediğim ilgiyi bir kaç günde gördüm vallahi! Ama ne yalan söyleyeyim Yeşil'i özledim. Yeşil'i çok özledim be! Hayatım boyunca hep çılgın, hareketli, gözü kara, eğlenceli erkekleri beğenmişimdir. Filmlerde en sevdiğim karakterler her zaman çılgındı. Peki ya ben nasıl Yeşil'e aşık oldum? Neden oldum? Neden? Bir yanım unutmak isterken, bir yanım unutmamak istiyordu. Bir yanım bak işte hayatına devam ediyorsun O'nu boş ver derken bir yanım O'nsuz yapamıyorsun, gururunu boş ver diyordu. Ne yapacaktım ben? Yeşil'i sevmeye devam ederken başkalarıyla mı konuşacaktım. Ben kötü biri miydim? Başkasını sevdiğim halde Fotoğrafçıya umut mu veriyordum? Yok ya. Fotoğrafçı'ya yüz vermiyordum ben. O kendi kendine gelin güvey oluyordu, ben sadece O'nu tanımaya çalışıyordum. Kendimi mi kandırıyorum? Yoksa gerçekten öyle miydi bilmiyorum. Çıldıracağım! Artık ne düşündüğümü ne hissettiğimi bile bilmiyordum. 

Ama, fakat ve lakin kendimi tanımak, farklı yönlerimi keşfetmek, acıyla yüzleşmek zorundaydım. Bu başkalarının hayatına dahil olmak olsa bile !


19 Nisan 2016 Salı

İşler tuhaflaşmaya başladı


  Hayatımda yeni bir dönem başlamıştı artık. Geçmişi silip, en baştan başlayacaktım yaşamaya. Yapabilirdim. Bu sefer düştüğüm çukurdan ayağa kalkıyordum, güçlendiğimi hissediyordum. 15 günlük sömestr tatilinin 1 haftası gitmişti neredeyse ama toparlanmam için bir haftam daha vardı. En yakın arkadaşlarımla birlikte dışarı çıkma planları yapılmaya, hayata geri dönüşüm kutlanmaya başlanmıştı bile. E yani arkadaş grubumdaki en heyecanlı, pozitif, neşeli insan ben olunca arkadaşlarda bayağı bir telaş yaptı. Neyse artık eskisi gibi değilim. Gülüyorum, gülüşümün tam ortasında aklıma gelse de gülmeye devam ediyorum. Çünkü hayat gülünce devam ediyordu, anlamıştım.

  Ygs'ye bir ay kadar az bir zaman kalmıştı. Ygs için kimlik yenileme işlemi yapmam gerekiyordu bu yüzden yeni bir vesikalık fotoğrafı gerek. Annem, ablam, ben çarşıya gittik hem fotoğrafı ve kimlik yenilemeyi aradan çıkarırız hem de hava alırız filan diye. Çarşıda gördüğümüz fotoğraf stüdyolarından herhangi birine girdik derdimizi izah ettik. Birazcık bekledikten sonra fotoğraf çekinme yerine(ADINI BİLMİYORUM) girdik. Ay en nefret ettiğim şeylerden biridir şu vesikalık fotoğraf çekilmek! Şu koltuğa otur 45 derecelik açıyla kameraya dön. Kafanı sağa yatır, biraz daha, ay çok yatırdın birazcık sola heh tamam öyle dur. ÇIKIRT. Fotoğrafa bi bakıyorum Aman Allah'ım o da ne mal gibi çıkmışım. Bana benzemiyor bile. Çıldırıyorum bu yüzden, kelimenin tam anlamıyla çıldırıyorum.

 Ben keyifsiz bir şekilde o iğrenç sandalyeye oturdum. Fotoğrafçının gelmesini beklerken, kapıdan genç bir çocuk girdi. 19-20 yaşlarında hafif uzun saçlı, renkli gözlü hoş bir çocuk. Ben bir afalladım tabi. Ne bileyim fotoğrafçı dediğin 30-35 yaşlarında entel dantel tipli biri olur yani böyle birini beklemiyordum sonuçta. Çocuk geldi, hepimize selam verdi. Ben hala suratsız bir şekilde bitsede gitsek diye bakıyorum. Çocuk fotoğraf makinesini ayarlamaya koyuldu. Bense hala o iğrenç sandalyede rahatsız bir şekilde mal mal etrafı seyrediyordum. Sonra çocuğun bakışlarını üzerimde hissettim kafamı çevirdim. Göz göze geldik. Çocuk gülümseyerek ''Ben bu kadar suratsız birinin fotoğrafını çekmem yalnız.'' dedi. İçimden gözlerimi devirip, dil çıkarasım geldi, küçük bir çocukmuş gibi. Ama tabi ki yapmadım. Belli belirsiz gülümsedim. Annemle, ablam sesli şekilde güldüler ve çocukla muhabbet etmeye başladılar. Bense ilgilenmiyormuş gibi davranıyorum ama kulak kesildim tabi. Biraz muhabbetten sonra sonunda her şey fotoğraf için hazırdı. Bana baktı ve ''Sana sağa dön, sola dön, şöyle poz ver böyle bak demiyorum. Tek istediğim dik dur ve gülümse.'' En nefret ettiğim şeyi yapmadı bana, kafanı çevir sağa dön sola dön yoktu. Ve gerçekten istediğini yaparak dik durdum ve dişlerimi göstermeden gülümsedim. Çekti. 




''Tamam bu ısınmaydı şimdi gerçekten gülümsemeni istiyorum.'' dedi.

Bu sefer gerçekten içten güldüğüm anda fotoğrafımı çekti. 

O anda tuhaf olan neydi biliyor musunuz? İlgi gördüğümü hissetmiştim. Genç bir kız olarak bir erkekten ilgi görmeyi özlemiştim.

Ve bu his hoşuma gitti.

26 Mart 2016 Cumartesi

Yeni Bir Dönem

Uyuyor, yemek yiyor ve film izliyordum. Sanırsam bir haftam böyle geçmişti. Ben de bir haftadır evden çıkmamıştım. Arkadaşlarım ve ailem benim için endişeleniyordu, bunu biliyordum. Ama elimden bir şey gelmiyordu. Çıkamıyordum işte. Kendimi o kadar güçlü hissedemiyordum. Sanki dünyadaki her şey anlamını yitirmişti. Çok saçma. Bir yabancı için, elin oğlu için bu kadar üzülmek çok saçma.

 Yine bir akşam evde, odamda film izliyordum. Dış kapı çaldı, kulak kesildim. Annemin biriyle konuştuğunu duydum. Biraz sessizlikten sonra, odamın kapısı tıklatıldı. Kafamı çevirdim, annem Superman'in -en yakın arkadaşım, canım, 6 senelik dostum- geldiğini ve beni dışarı çıkarmak istediğini söyledi. Ben burun kıvırdım ve özür dilediğimi, kendimi iyi hissetmediğim için gelemeyeceğimi söyle dedim. Dışarıdan bir ses geldi.

''Eğer kendi isteğinle gelmezsen, seni zorla çıkartmasını da bilirim!''

Al işte. En yakın erkek arkadaşının olması demek gerçekten dediğini yapacağını bilmek demektir. Ben çıkmazsam muhtemelen çok daha kötü bir biçimde o beni çıkaracaktı zorla. Bu yüzden direnmenin alemi yoktu. Eşofmanımı ve en rahat sweatshirtlerimden birini geçirip hemencecik dışarı çıktım. Superman bütün olan bitenin farkındaydı, her şeyi biliyordu ama nedense pek bir şey konuşmuyordu bu konuda. Kafamı dağıtmak istediğini biliyordum. Her zaman gittiğimiz parka, her zamanki yerlerimizden birine oturduk. Muhabbet ediyorduk, hem de havadan sudan her zamanki şeylerden. Hayat devam ediyormuş demek ki diye düşündüm. Evet, gerçekten de hayat devam ediyormuş. Sanki bir haftadır pause tuşum takılı kalmış, şimdi ise yeniden devam ediyordum.




 Biliyor musunuz? İyi gelmişti. Temiz hava almak, birileriyle konuşmak, filmlerden, gerçek olmayan şeylerden uzak kalmak iyi gelmişti. Hatta size bir şey itiraf edeyim mi? Bir süreliğine de olsa O'nu unutmuş gibi hissettim. Sanki her şey yolundaymış gibi hissettim. Bir süreliğine bunu başarabildiysem. O'nu unutmamın yolu yeni insanlarla tanışmak, eğlenmek ve içmekten geçer o zaman? Artık kendimi odaya kilitlemek yoktu. Kendimi soyutlamak, arkadaşlarımdan ve gerçek dünyadan uzaklaşmak yoktu. Artık eğlenme vakti gelmişti.



                                         Yeni bir dönem başlıyo

20 Mart 2016 Pazar

Depresif, mutsuz ve aşık.


  Günler geçmiş ve sömestr tatiline girmiştik artık. 15 gün tatil. Hem de o kadar koşuşturmaca, karmaşanın ardından... Açıkçası okul biraz daha uzun sürseydi, her gün onu görmeye nasıl dayanırdım bilmiyorum. Tam da düşündüğünüz gibi evet, Yeşil'le o günden sonra bir daha hiç görüşmedik. Görüşmeyi geçin konuşmadık, selamlaşmadık, bakışmadık bile. O mesaj atmadı, ben atmadım. Böyle olduk. Nedenini bilmiyorum. Yine ''kafası karışık'' olabilir. Ruh halimi onun ruh haline göre düzenlemekten bıktım. Dengesizliğin bu kadarı! Birdenbire nasıl bu kadar soğuk, yabancı iki insana dönüştük inanın bilmiyorum. Hiçbir şey yapmak istemiyordum. Dışarı çıkmak istemiyordum. Birileriyle konuşup dertleşmek istemiyordum. Sadece kendimle baş başa kalmak istiyordum. Odama kilitlemiştim kendimi. Bütün gün laptopta film izliyor ve durmadan abur cubur yiyordum. Evet morali bozulunca yemek yiyenlerdenim. Tabi bu da ruh halime göre değişiyor, bazen de canım hiçbir şey yemek istemiyor. Ama şu an bir nutella kavanozunun dibini görene kadar yiyebilirdim. Oysaki hiç sevmem Tumblr girl depresyon hallerini ama anladım ki benim depresyonum tam olarak da bundan ibaret. Okulun sona ermesinin üstünden kaç gün geçti bilmiyorum, bildiğim tek şey uzun süredir bu odada olduğum. Annem beni dışarı çıkarmak için uğraşıyor ama nafile... İzlediğim filmlerin, dizilerin haddi hesabı yok. En ufak şeyde ağlıyorum, en ufak şeyde sinirleniyorum. Geçenlerde bisküvim düştü ve uzanamıyorum diye ağladım. Ya da elektrikler kesildi diye... Filmlerde duygusal olmayan sahnelerde bile ağladım.




 Gülmüyorum daha doğrusu gülemiyorum. Kendim gibi hissetmiyorum. Bu ben değilim, ben böyle biri değilim. Ama çıkamıyorum kabuğumun içinden, yüzleşemiyorum gerçekle. Beni sevmiyor oluşunu kabul edemiyorum. Benim duygularımla oynadığını kabul edemiyorum. Kendimi bu kadar küçük düşürdüğümü kabul edemiyorum.. İlk başlarda telefonum çalınca, mesaj gelince hemen bakardım heyecanla... Belki O'dur diye. Ama artık gelen aramalara mesajlara bakmıyorum bile. Çünkü biliyorum O değil. 

 Demek ki aşk acısı böyle bir şeymiş diye düşündüm kendi kendime... Sanki biri onsuz geçen her saniye kalbime bıçak saplıyor. O'nu düşünmeden yapamıyorum. İzlediğim filmlerdeki başrol karakter O, dinlediğim şarkılarda O, okuduğum kitaplarda O. Her yerde O! Bıktım artık, onu düşünmekten, onun için üzülmekten bıktım. Ben onun için bu şekilde üzülürken O'nun umrunda bile olmamaktan bıktım! O'nu unutmak istiyordum. 

Ama nasıl?

Not: Çok depresif olduğunu biliyorum, ama gerçekten ruh halim bu yazıdan bin kat daha kötüydü o zamanlar. Eğer bu blogu o zamanlarda yazıyor olsaydım muhtemelen kendimi öldüreceğimi filan düşünebilirdiniz :ı 

Bir de o zamanlarda izlediğim ve çok etkilendiğim birkaç filmi yazıyorumm. (Çoğu dram olmasa bile hepsinde ağlamış olmam kötü psikolojimin göstergesi bence...)

Now is Good, Aşka Yolculuk, 8 Mile, Başımıza Gelenler, Lol(Miley Cyrus)
Dizi olarak
Blue Montain State, Skins

 
Sonsuza Dek Mutlu Blogger Template by Ipietoon Blogger Template