29 Eylül 2015 Salı

Yılbaşı Part-2

Kafam karışıktı. Hem de çok karışık. Yeşil’e olan hislerim o bana ilgi göstermedikçe daha da çok artıyordu. Hayat gerçekten çok tuhaf ya. Seni seveni sen sevemezsin, seni sevmeyeni köpek gibi seversin. 

Kappe hayat.

Yeşil’e ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Sen çok iyisinden kastının ne olduğunu da bilmiyordum. Beynim mavi ekran verdi resmen. SEN ÇOK İYİSİN?

Ne olabilir yani, şöyle bir şey olabilir.

  1. Senden hoşlanmıyorum, ama senin bana olan ilgin hoşuma gidiyor, iyi bi insansın.
  2. Ağzına sıçıyor olsam bile kabul ediyorsun, boktan bi insan olduğumu bildiğin halde bana ilgi duyuyosun. İyi bir insansın.
  3. Ben gayim ama sen bunu bilmiyosun. Seninle ilgileniyor gibi yaptım, vizdan azabı çekiyorum. Sen iyi bir insansın.
  4. Ne yaparsam yapayım ilk mesajı ve ilk adımı hep sen atıyorsun, beni uğraştırmıyorsun. Sen iyi bir insansın.


Ya ne olabilir lan çocuk neeee?!

Delireceğim arkadaşlar, DE Lİ Rİ CEM.

İçimden bu kadar tepki veriyorum ama O’nun da hazır içindeki öküz otlanmaya gitmişken konuşmanın tadını çıkarayım diye konuşmaya normal bir şekilde devam ettim.

’İstersen 12’de mesaj atabilirsin, bu konuşma yaşanmamış gibi davranabiliriz :D’’

Dedim. Evet bi de sonuna ‘’:D’’ koydum. İçim kan ağlarken 32 diş gülmek bu oluyor galiba……

Ben heyecanla Yeşil’in mesajını bekliyorum telefon elimde, ışığı söndükçe kilidini açıyorum mal mal ekrana bakıyorum filan. Bir saat sonra mesaj geldi bu salaktan. Ya al kafasını kopar hamsi gibi gıcık ya!

‘’Ya ben ne diyeceğimi bilmiyorum, niye öyle davrandım onu da bilmiyorum. Kafam dağınıktı gerçi hala dağınık ama olsun o zaman doğru şeyi yapıyorum sanıyordum anlatması çok uzun. Üzgünüm.’’

Beklediğime değmiş gibi hissediyordum. Aslında resmi olarak tamamen özür dilememişti ama özür girişiminde bulunmuştu en azından. Ya. Ben napıcam ne? Tamamen dağılmış durumdayım. ‘’Beynim bu çocuk seni üzücek unut!’’ derken kalbim ‘’Kalbinin sesini takip et, onu seviyorsun.’’ diyodu.

’Sorun değil, o an ne olduğu önemli değil ama şu an ne olacak bilmem gerek.’

Baya baya çıkma teklifi etmesi için bekleyişe geçtim yani. ‘’Artık sevgiliyiz. Yeni bir yıla seninle girmek istiyorum, artık birlikte olmak istiyorum.’’ filan diye bekliyorum ilk defa bu kadar umutluydum ve ilk defa birlikte olmaya o kadar yakın hissediyordum kiiii….

Mesaja o kadar çok kaptırmıştım ki kendimi saatin 12 olduğunu fark etmemişim bile. Ben sorunun cevabını beklerken o saatin 12 olmasından faydalanarak beni geçiştirdi ve ‘’Mutlu yıllar, mutlu ol hep.’’ Diye bir mesaj geldi.


O son kelimesinin ‘’olalım’’ olması için neler vermezdim…



26 Eylül 2015 Cumartesi

Yılbaşı Part-1

Yeşil'le konuşmadan iki hafta geçirmiştim. Onu her gün görmek canımı acıtıyordu. Sanki hayatında her şey yolundaymış gibi kahkahalar atması, arkadaşlarıyla şakalaşması, derste fısıldaşması bile sinirimi bozuyordu. Benim öyle bir özelliğim vardır ki arkadaşlar, çoğu umursamaz görünen kadında vardır bu özellik. Gece yatarken kimse görmesin diye ağlar yorganın altında, ağlarken uyuyakalır. Sabah kalkar ve aynanın başına geçip, şiş gözlerine bakar. Hafif bir makyaj ve suratında sahte gülümsemesiyle çıkar kapıdan...
İşte ben de o kadınlardanım.


Her gün ne kadar üzgün, ne kadar kızgın, ne kadar kırgın olsamda okula giderken en güzel halimle giderdim. Bu yüzden aslında Yeşil'e kızmam çokta mantıklı bir hareket değildi, çünkü ben de dışardan o şekilde umursamaz görünüyordum. Madem o bu şekilde devam ediyordu, adım atmıyordu. Bu sefer ben de atmayacaktım. Göreceğiz Yeşil Bey.

Üç gün sonra yeni yıldı. Biz sınıfça yılbaşı çekilişi yapmıştık. Allam nolur Yeşil'e çıkmış olayım diye dua ediyordum. Tabi Yeşil bana çıkmamıştı ama onun isminin yazıldığı kağıdını aramadım diyemem... Biz hala konuşmuyoruz Yeşil'le tabi. Günler geçti hediyeleri verme vakti geldi. Ben bekliyorum ki Yeşil'e çıkmamış olsam bile Yeşil kağıdımı takas etmiş başkasıyla, bana hediye verecek özür dileyecek ve barışıcaz, her şey yoluna girecek.
TABİKİ OLMADI.
Sınıftaki en sessiz sakin kızlardan biri bana doğru hediyeyle gelince bütün hayallerim cumburlops suya düştü! Of Yeşil of! 

                                                                 ***

Yeni yıl günü hiçbir şey yapasım yoktu. Evde annemle vakit geçiriyor, istediğim kadar abur cubur yiyodum. Yeşil'e mesaj atmamaya kararlıydım. Kimse bu kararımdan döndüremezdi beni. Saat 5ten beri bekliyorum, benimki de salaklık. Ne zaman mesaj attı ki şimdi bekliyorsun? Ne zaman beklediğin şeyi yaptı? Saflık resmen benimki de. Bir saat geçti, iki saat, üç, dört, beş... Mesaj yok. Çıldırtıcak bu çocuk beni! 
Zaman geçtikçe kendime verdiğim sözden caymaya başlıyordum. 
En sonunda dayanamadım, mesaj attım.

''Mutlu yıllaar!''

Yaklaşık yirmi dakika sonra cevap geldi. 

''Saat 12'yi bekliyordum biliyor musun? Habire saate bakıyorum. Sana da mutlu yıllar, ne deem bilemedim şimdi. Sen çok iyisin ya.''

Evet bir cevap bekliyordum ama 'sağ ol sana da.' filan gibilerinden kestirilip atılmış bir cevap bekliyordum bu yüzden bu mesaj beni çok şaşırtmıştı. Yaklaşık beş dakika ne diyeceğimi bilemedim. Ya bu çocuk her seferinde nasıl düşüncelerimi alt üst edebiliyordu?! 

Devamı geliceeek :)



23 Eylül 2015 Çarşamba

Mim - Zorlu Sorular

- Bu gece öleceğinizi bilseniz bazı insanlara bazı şeyleri söylememiş olmanın pişmanlığını hisseder misiniz? Peki neden söylemediniz?

*Eski en yakın arkadaşımla kavgalı bir şekilde küstük. Aramızda iyi kötü çok şey yaşanmıştı. Galiba aslında ikimiz de değişmeden önce çok güzel arkadaşlığımız olmuştu diyebilirdim. Bilmiyorum söylesem de söylemesem de pişman olmam ama soruyu cevapsız bırakmak istemedim :D


-Günün birinde çocuğunuzun doğduğu hastanede bir yanlışlık yapıldığını ve çocukların karıştığını öğrenseniz, kendi çocuğunuzla sizin büyüttüğünüz çocuğu değiştirir misiniz?


*Ya ama bu çok zor bir soru. Biri senin geninden, canından, kanından... Biyolojik olarak annesisin. Birisi doğduğundan beri yemeyip yedirdiğin, içmeyip içirdiğin canından çok sevdiğin bir varlık. İkisini de alma şansım yoksa eğer, galiba büyüttüğüm çocuğu seçerdim. 


- Hayalinizi süsleyen bir yerde bir hafta tam porsiyon, harika bir tatil için uçan bir kelebeği yakalayıp, ayaklarınız ve kanatlarını koparır mıydınız?


*Ağır bir hayvansever olarak, hayır yapmazdım. Hatta yapmazdım değil, yapamazdım.


- Bir yemeğe davetlisiniz ve önünüze tanımadığınız bir yemek konuyor. Tuhaf haline ve pek iştah açıcı görünmemesine rağmen tadına bakar mısınız?

*Değişik şeyleri denemeyi çok severim! Tabiki de denerdim. Beğenmezsen yemezsin sonuçta, tadına bakmaktan ne zarar gelir kii?


- Sevdiğiniz biri için yalancı şahitlik yapar mıydınız? Örneğin bir yayaya çarptığında, direksiyonda dalga geçtiğine rağmen, çok dikkatli kullandığını söyler miydiniz? (anne, baba, eş, sevgili)


*O vicdan azabıyla yaşayamazdım galiba. Hani ufak bir şey olsa mesela kopya çekerken yakalansa şahitlik yapmamı isteseler hayır çekmedi filan derim. Ama eğer ortada birinin canı varsa, yapamazdım.


- Yetişme tarzınızda değişiklik yapma imkanınız olsa ne değiştirirdiniz?


*Keşke dünyanın aslında kötü bir yer olduğunu söyleselerdi. Aklın ermeye başlayınca hayal kırıklığına uğruyorsun çünkü.


- Eviniz ve içindeki eşyalarınız yanıyor. Ailenizi, kendinizi ve köpeğinizi kurtardıktan sonra bir kez daha içeri girme şansınız var. Ne kurtarırsınız?


*Telefonum yanımda değilse telefonumu alırdım ama eğer daha farklı bir şey kurtarmak istersem günlüğümü kurtarırdım. Bütün sinema biletlerimin, kurumuş çiçeklerimin, anılarımın göz göre göre yanmasını istemezdim. 


- Yarın sabah başka birinin kimliğinde uyanma olasılığınız olsa, bunu değerlendirir miydiniz? Kimi seçerdiniz?


*Galiba kimseyi seçmezdim. Hayatımdan, yaşadıklarımdan, tecrübelerimden, her şeyimden memnunum. Kendim olmaktan mutluyum.





Bonghwang Düşü beni mimlediği için teşekkür ederiiim :)

Bulanık Beyin e de mimi ortaya çıkardığı için teşekkür ederiiimm 

Ben de Deep , Cha , D.S.K , Sule Green arkadaşlarımı mimliyoruuum :)


22 Eylül 2015 Salı

İLKGÖZYAŞI

En sonunda dayanamadım, arkadaşımın telefonunu aldım ve Yeşil'in numarasını tuşladım. Telefon kulağımda, biz dershanede, kız arkadaşlarım etrafımda, korkunç bir sessizlikle telefonun açılmasını bekledik. 

''Alo?'' dedi pürüzsüz bir ses.
Bu kadar çabuk açacağını beklemiyordum. Ne yapacağımı bilemedim, kitlendim bir an. Arkadaşlarımdan birinin dürtmesiyle boğazımın düğümü açıldı ve zar zor ''Merhaba.'' diyebildim. Konuşana kadar nefesimi tuttuğumu fark etmemiştim. Ben gerçekten bu çocuğa aşık olmuştum. İlk defa bu kadar yoğun bir şekilde hissediyordum. Çünkü kaybetme korkusu sarmıştı her yerimi. Ya giderse??

''Pardon, tanıyamadım?''
Hafif bir şekilde öksürdüm. Sanki yeterli zaman kazanmak istercesine...
''Queen ben.'' dedim.

Sessizlik.

''Ah, naber Queen? Bir şey mi oldu?'' 
''İyiyim, ben sadece merak ettim.''

Derin bir nefes...

''Mesajlarıma cevap vermiyorsun da...''
''Ya Queen telefondan konuşmayı pek beceremem. Mesaja geçsek?'' 
''Tabi, olur. Nasıl istersen.''
Cümlem biter bitmez telefonu kapadı. Kızlar soru soran gözlerle bana bakıyordu ama şu an konuşacak halde değildim. Ya neden Allah'ım neden? Noluyordu bu çocuğa? Tamam her zaman gelgitli bir ruh hal vardı. Hep dengesizdi evet ama bu sefer farklı ya. Bu sefer gerçekten farklı, hissediyordum. Nolmuştu ama? Napmıştım ben? Kafamda türlü türlü sorular dolanırken telefonum titredi.

Yeşil'den mesaj: Bak küs filan değiliz seninle ilgili bir şeyde yok.

Ya ne demek seninle ilgili bir şey yok? E o zaman bu da başkasını buldun demek mi oluyor? Ya çıldırıcam, öğrenmem gerek uyuyamam yoksa.
''Bir şey var belli benimle ilgili olduğunun da farkındayım. Konuşmak istemiyorsan ve ya insanların tepkisinden korkuyorsan konuşma ama ne olduğunu bilmek istiyorum.''
Bu mesajı arkadaşlarının tepki verdiğini düşünerek yazmıştım. Sadece bir kaç dakika bekledim ama inanın bana bir kaç saat gibi gelmişti. 

''Kimseyle ilgili değil tamamen benimle ilgili. Senin için öyle davranıyordum bu kadarını bil.''
Ya bu ne demek ya? Ajan mısın sen arkadaşım? Ne demek benim için böyle davranıyorsun? Kimin yüzünden, ne yüzünden? Sorularımın cevabını öğrenmek için aramıştım Yeşil'i oysaki ama bu cevaplar kafamı daha da karıştırmış ve beni daha da zora sokmuştu. Ne denirdi ki buna? Senin için öyle davranıyordum.
''Benim için böyle davranma Yeşil. Davranma. Ne düşündüğünü bilmek istiyorum.''
''Gerçekçi düşünüyorum. Netleşir o, netleştiricem bi ara.''
Bana diyecek bir şey bırakmamıştı. Sadece ''Tamam.'' diyebilmiştim. 
Ve o an, Yeşil için döktüğüm ilk göz yaşı sıraya damlamıştı.



21 Eylül 2015 Pazartesi

Noluyor?


  Yeşil'le gerçekten her şey tam hayal ettiğim gibi devam ediyordu. Konuşuyorduk mesajlaşıyorduk, takılıyorduk... Sevgili olmamamız için hiçbir engel yoktu. Çokta iyi anlaşıyorduk. Hayatımda ilk defa böyle hissediyordum. O'nun yanındayken kendimi tamamlanmış hissediyordum. Sanki bütün hayatım boyuca eksik olan tek şey O'ymuş gibi... Şimdi eksik parçayı buldum. Elimi bir tutsa, bana bir sarılsa... O zaman tam olacaktım. Ama çok yavaş ilerliyorduk. Senenin başından beri dört ay geçmişti. Bu anlattıklarımın hepsi dört ay içinde gerçekleşmişti. Uzun bir süre geçmişti yani anlayacağınız...

 Derken...

 Yeşil birdenbire benden uzaklaşmaya başladı. Mesaj atmıyor, attığım mesajlara cevap vermiyor,  sınıfta sadece kuru bir merhaba ile geçiştiriyor, suratıma bile bakmıyordu. Ben ne olduğunu bile anlayamamıştım. Kafamda türlü türlü şeyler kuruyordum. Yanlış bi şey mi yapmıştım? Yani ne olmuştu birdenbire böyle? Başka biriyle mi konuşuyordu? Yoksa sıkılmış mıydı benden? Şimdi şöyle bir şeyde vardı. Onun arkadaş grubundaki bir kaç gerizekalı insanla ben pek anlaşamıyordum. Ya onlar dolduruşa getirdiyse? Ya benim hakkımda bir şeyler söyleyerek soğuttularsa benden? Çıldırmak üzereyim. Nedenini öğrensem bari, en azından içim içimi kemirmez. Ya gerçekten canım yanıyor. Her gün yüzyüze olup eskisi gibi samimi olmadığımızı görmek canımı çok acıtıyordu. Neden ya neden? Ben ona naptım ki? Boşu boşuna harcanmış, vakit geçirilmiş bir dört ay mıydı yani bu? Hiç değeri yok muydu? 
                                                              ***
 Kafayı yememe ramak kalmışken arkadaşlarımın bile en sonunda canına tak etti. Al dedi Benim telefonumdan ara, numarayı tanımıyor ya açar en azından açtığında bir daha kapamak istese de kapayamaz güzel güzel konuşursunuz. Haklıydı. Ama ben arayıp ne diyecektim ki? Neden bana yazmıyorsun? Neden beni sevmiyorsun mu? Bunu yapacak gücü kendimde bulamıyordum. Ya evet senden sıkıldım derse? Öğrenmemek canımı acıtıyordu evet ama ya öğrendiğim şey daha çok canımı yakarsa? Ne yapacağımı bilmiyordum. Bildiğim bir şey vardı: iki türlü de canı yanan ben olacaktım...



19 Eylül 2015 Cumartesi

Kumral'ın doğum günü- Part2


  Ben dikilmiş O'na mal mal bakarken ''Çok güzel görünüyorsun.'' dedi bana. Şimdi düşüp bayılacağım! Dizlerim titredi resmen ama belli etmemeye çalışarak ''Teşekkür ederim, sen de çok şıksın.'' dedim, yürümeye başladık.




 Topuklularla yürümek ne kadar zormuş arkadaş! Bilsem alıştırma yapardım evde. Çok ince topukta değil ki, neden bu kadar zorlanıyorum? Beceriksizim resmen. Yeşil de bunu fark etmiş olacak ki ''Koluma gir istersen daha rahat yürürsün.'' dedi. SEN KİMSİN VE YEŞİL'E NE YAPTIN? dememek için kendimi gerçekten çok zor tutuyordum. Ya merhaba derken bile yüzü kızaran Yeşil yürek yemiş sanki bugün... E benim de işime gelir hay hay diyerekten koluna girdim, öyle yürümeye devam ettik.
Derken... Bilin bakalım ne oldu? Yolda annesiyle karşılaştık.
Yeşil'in annesini gördüğünde tepkisi ''Anne?'' 
Annesinin tepkisi ''Yeşil?''
Benim tepkim ''ANNE Mİ?!''
                                                                 ***
Tamam çok tuhaf bir diyalog gibi görünmeyebilir böyle yazınca ama gerçekten çok tuhaf bir ortam oluştu o an. Biz Yeşil'le kol kola yürüyoruz. Annesi sokaktan geçiyor, bizi görüyor. E açıkçası biraz da tırsıyorum kadından,sert görünüşü var çünkü. Beni oğlunun yanında görünce bi süzdü baştan aşağı içim titredi vallahi. Ben Yeşil'in kolundan çıktım hemen ''Ehem, merhaba efendim.'' filana bağladım. Allah'tan muhabbet çok uzamadı da saçmalamadan günü atlattım. Ama eminim Yeşil eve gidince bir sürü soru onu bekliyor olacaktı...
 Yahu Yeşil'in annesine korkudan giremedim Yeşil'in koluna tekrardan. Sanki her an arkadan fırlayıp oğlumun beynini yıkadın yılaaaaaaaaaan dicek gibi hissediyordum. Kafeye gidene kadar bu şekilde devam etti korkum. Sonra arkadaşlarımı görünce rahatladım tabi, korku filan kalmadı. Bugünün en güzel yönlerinden biri de Yeşil'in ilk defa benim arkadaş ortamımın içine girmiş olmasıdır. Kumral ile ben yakın arkadaş olduğumuz için bizim bütün ortam burdaydı. Yeşil'i hiç görmemiş olmalarına rağmen, Yeşil'le ilgili tüm detayları biliyorlardı. Neden acaba?? Ama ben onları sıkı sıkı tembihledim. Hiçbir şey çaktırmayacaklardı. Umarım...
 Masanın en uç, muhabbetten en uzak köşesine oturduk. Aslında bilerek planlanmış bir şey değildi ama çokta iyi oldu çünkü biraz başbaşa kalmak istiyordum. Ortamın muhabbetine bazen dahil oluyor, bazen ise birbirimizle konuşup, gülüşüyorduk. Bira içerken yanımıza çerez getirilmişti. Tabaktaki son antep fıstığını ağzıma atıyordum ki Yeşil '' Bütün antep fıstıkları bitti mi yaa?'' diyerek tabağı eşeliyordu. Ben de kendi elimdekini ağzına doğru tutarak ''Benimkini ister misin?'' diye sordum. Biraz ikilemde kalmış olsa da en sonunda elimden antep fıstığını yedi. OHA! Elimden antep fıstığı yedi!
Elimi bir daha yıkamak istemiyordum!
                                                                    ***
 Uzun bir süre geçti. İkimiz de bira içiyorduk. Merak etmeyin sarhoş olmadım. Ama... Sarhoş numarası yaptım. Evet ikinci biramdan sonra sarhoş numarası yaptım.




 Tabiki de olayın bokunu çıkarmadım ama hafif mayhoş, çakır keyifmiş gibi davranmaya başladım. Neden böyle bir şey yaptın diye sorarsanız: Tilki'nin üstünde işe yaramıştı çünkü! O yapınca insanların dikkatini çekmişti. Benim tabiki insanların ilgisini çekmeye ihtiyacım yoktu. Ama Yeşil'in dikkatini çekmek güzel olabilirdi. Ben de hafif başım dönüyormuş gibi oturduğum yerde sallanıyor, gözlerimi biraz bayık bakıyor ve her şeye gülüyordum. Yeşil bir süre sonra bunu farketti ''İyi misin?'' diye sordu. 
''Çok iyiyiiim yeaa neden kiii?'' diye sordum. 
''Kaç bira içtin sen?''
''İkiiiiii kaç tane içcem beş tane mi? Hhihihihihihihihihi.''
Gözlerini devirdi.
''İki taneye sarhoş mu olunur kızım yaaa. Gel eve bırakayım seni.''
Eve bırakmak mı? Ah hayır bu aklımdan geçmemişti işte. 
''Ev mii? Ya hayıııııır daha çok erken. Hem Kumral'ı yalnız mı bırakayııım?''
''Kumral'ın keyfi de kafası da yerinde sen kendine bak.''
''Yaa iyiyiiim beeen. Valla bak düz yürüyebiliyorum.'' dedim ve oturduğum yerden kalktım, kafeyi turlayıp geri gelip yerime oturdum.
Yeşil kafasını onaylamayarak salladı ve '' Tamam eve bu şekilde gitme zaten biraz daha duralım.'' dedi. 
Biraz daha durduk. Tabi ki de bütün gün sarhoş numarası yapmadım ama bi ara arkadaşımın içkisini içerken Yeşil'e yakalandım ve elimdeki içkiyi alıp masaya koyduktan sonra Yeşil tarafından bir güzel azarlandım. Gecenin sonuna kadar bütün gün Yeşil'le yan yana, dipdibeydik. Gece yürüyerek eve gittik, beni kapıya kadar bıraktı. Kapının önünde biraz muhabbet bile etmiştik. Çok ama çok güzel bir gündü. Artık gerçekten aramızda bir şeyler olmasının tam vaktiydi. Çünkü aramızdaki belirsizliğe daha fazla dayanamıyordum.

18 Eylül 2015 Cuma

Kumral'ın doğum günü


  Günler, haftalar geçti... Biz hala Yeşil'le olduğumuz yerdeyiz. Bir tık ilerleme yok. Yani insanın hevesi kursağında kalıyor. Yaklaşık üç aydır filan flörtten ileri gidemedik arkadaş. İnsan işkilleniyor tabi. Acaba istemiyor mu? Unutamadığı biri mi var? Üniversiteden mi birini bulmak istiyor? YOKSA GAY Mİ?
Ay kııııız, olabilir valla. Bak şimdi bu çocuk giyimine çok önem veriyor bu bir. Hayatında hiç sevgilisi olmamış bu iki. Tam bir babyface bu da üç. ALLAHIM ben nerelere gidem? Gerçekten öyle mi yahu acaba?
Yani bunların hepsinin olabilitesi var tabi ki. Ama benimle ilgilendiği de belli. Ne yapacağımı bilemiyorum elim kolum bağlı durumda. Yeterince adım attım, yeterince uğraştım, çabaladım. Tek istediğim ondan da bu çabayı görmek. Ama hala bir şey olduğu yok mecbur bekliyorum. Kumral'la da araları bayağı iyi olmaya başladı. Ben de faydalanıyorum tabi oturuyoruz, konuşuyoruz arkadaş grubumuz oldu sayılır bile. Biz böyle normal devam ederken Kumral'ın doğum günü geldi çattı. Biz de kafede doğum günü kutlaması yapmaya karar verdik.
Bi gün teneffüste normal havadan sudan konuşuyoruz. Bu pat diye bana döndü ve ''Doğum gününe kiminle gidiceksin? Kumral'la mı?'' diye sordu. Ben de şaşırarak ''O sevgilisiyle gidicek, ben tek başıma giderim.'' dedim. Yere baktı, hafifçe gülümsediğini görür gibi oldum. Sonra kafasını yukarı kaldırdı. ''Birlikte gitmek ister misin? Seni evden alırım, yürüyerek gideriz.'' dedi. Kalbimin teklediğine yemin edebilirim. Bir an ağzımdan hiçbir şey çıkmadı sadece mal mal baktım. En sonunda. ''Tabi ki. Çok güzel olur.'' diyebildim. Sonra ''Güzel o zaman, anlaştık.'' dedi ve sırasına geri döndü.
Daha demin olanlara inanamıyordum. Gerçekten yaşanmış mıydı? Bu çocuğun dengesizlikleri beni öldürecek kalp hastası olucam ulan!
                                                                     ***
Gelelim asıl güne... Kumral'ın doğum gününe... Akşam 6-7 gibi başlayacak olan doğum gününe ben yaklaşık üç saat önceden hazırlanmaya başladım. Yeşil beni kapıdan alacaktı! Ortama birlikte girecektik! Belki elimi de tutardı... Çok heyecanlıydım. Bir şeyler olacaktı hissediyordum. Hazırlandım süslendim, püslendim. Ben topuklu ayakkabı giydim! İnanabiliyor musunuz? (Şöyle açıklayayım. O zamanlar hayatım boyunca okul eteği hariç etek giymemiş, topuklulardan nefret eden bir kızdım. Düğünlerde, özel günlerde filan etek giyiyordum istisna olarak tabi ama topuklu ayakkabı ASLA.)
Yeşil için süslendim, çokta abartmadım tabiki. Hafif makyaj, kot bir elbise, topuklu ayakkabılar... Gerçekten içinde çok tuhaf hissediyordum. Hiç rahat değildi bir kere... Ama Yeşil için değerdi. En sonunda zaman geldi çattı ve Yeşil 'kapıdayım.' diye bir mesaj attı.  Dışarı nasıl çıktığımı hatırlamıyorum ama...
Ama onu gördüğümde nasıl hissettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Çok güzeldi arkadaşlar, gerçekten çok güzeldi. O'nu kapımın önünde beni beklerken görmek. Bana bakışı, bana gülüşü...  O kadar güzeldi ki... O an zaman dursun, öylece kalalım istedim. Sadece öylece kalmak... Yıllar geçse de üstünden o anı asla unutacağımı zannetmiyorum.



Devamı gelecekkk :))

17 Eylül 2015 Perşembe

Şişe Çevirmece

  Yeşil'le gitgide yakınlaşıyorduk. Artık bazı derslerde yan yana bile oturuyorduk. Muhabbetimiz artmış ve ikimizinde ortak arkadaşları kaynaşmaya başlamıştı. Sevgili olmamız için her şey hazırdı. Ah pardon! Bir şey eksikti. Ben onu doğru düzgün tanımıyordum ki! Ya bir insan nasıl bu kadar gizemli takılabilir anlam veremiyorum. Matrix sanki gerizekalı. Hep bir gizem, hep bir mesafe, cool tavırlar filan...Ben hayatım boyunca hep açık bir kitap gibi olmuşumdur. Mutlu olduğunda gözleri parlayan, mutsuz olduğunda o gözler yaşla dolan... Sevdi mi kıçının dibinden ayrılmayan, sarılan, öpen; nefret etti mi, burnundan soluyan, gözlerini deviren... Ben böyle bir insanken, karşıdaki de kapalı kutu olunca, moralim bozuluyordu.Yok yani bu çocuğu tanımaya çalıştıkça geri tepiyor, hiçbir şey öğrenemeden tıpış tıpış geri dönüyordum... E benim bunu kolay hale getirmem için tek bir yol vardı.
Şişe çevirmece.
O sıralar ailem sık sık evden ayrılmak zorunda kalıyorlardı. E haliyle ev çok sık boş kalıyordu. Ben de fırsattan istifade arkadaşlarla günümü gün ediyordum. Madem elime fırsat üstüne fırsat geçiyordu, ben de bunu kullanmak istiyordum. O zamaan en yakın zamanda bizim evde,arkadaşlarla oyun gecesi şart! Bu planın,bir anlık plan gibi gösterilmiş olması gerekiyordu. En yakın arkadaşıma bahsettim bu plandan. Tabi ki işbirliği yapıcaktık.(En yakın arkadaşıma Kumral demeye karar verdim, çünkü bundan sonra adını çok duyacaksınız.) Kumral,Yeşil'le benim ortak arkadaşlarımı bir araya toplayıp bir buluşma planı ayarlamaya çalışacaktı. Ben de o sırada devreye girip ''Aaa gençler bugün evim boş, gelin bizde takılalım.'' diyecektim, onlar da kabul edecekti. 
 Öyle de oldu... :) Ama tek bir sorun vardı. TİLKİ. Ya bu kız bir yerden fırlamasa kafamı kesicem ya. Tabi ki bu akşama da dahil etti kendini. Hayır yani salaklık bende, hayır diyemiyorum hiç kimseye. Neyse... Okul çıkışında Kumral ile ben direkt eve geçtik. Ortalığı topladık, atıştırmalık bir şeyler hazırladık. Yaklaşık bi saat sonra kapı çaldı. Ben Yeşil geldi diye uçarak kapıya vardım, saçımı başımı düzelterek kapıyı açtım kiiii... Tilki. ''Ayy kayboldum sandım bi ann. Ne kadar ıssız sokaklardan geçtim yaaa. Ay naber Queen?'' dedi. Ben de zorla gülümseyerek ''Hoşgeldin Tilki. Buyur içeri gir.'' dedim.Biz kız kıza takılırken yaklaşık yarım saat sonra tekrar kapı çaldı. Bu sefer kesin olarak Yeşil'di. Koltuktan fırladım ve suratımda kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açtım. Yeşil ve Yeşil'in en yakın iki arkadaşı karşımdaydı. Yeşil'in parfüm kokusu burnuma geldi. Çok güzel ya! Onları da içeri davet ettim ve bi şeyler atıştırıp, biraz muhabbet ettikten sonra film izlemeye karar verdik. Filme karar vermek tek başına bile zor bir hareket iken biz bunu bir de grupça deneyince hiç olmadı tabi ki... Düzgün bir anlaşmaya varamadık. Herkes ne yapalım derdine düşmüşken ben de dedim ki fırsat bu fırsat hemen atladım. ''Şişe çevirmece oynayalım!'' Herkes onayladı ve biz yerlerimizi alıp, şişe çevirmece oynamaya başladık. 



Lafı çok uzatmayacağım ama o gün dans edenler mi dersiniz, kafa karıştırıcı sorular soranlar mı, özel hayatı irdeleyen mi dersiniz hepsinden vardı... Oyunun sonlarına doğru-artık soracak soru, söylenecek cesaret kalmadığında- şişenin soru kısmı Yeşil'e cevap kısmı ise bana doğru dönüktü. ''Doğruluk mu? Cesaretlik mi?'' diye sordu o güzel ses tonuyla... Ben de bir cesaretle kendimden emin bir tavırla ''Cesaretlik.'' dedim. Biraz düşündükten sonra yanağını göstererek ''Öp beni.'' dedi. Kanın yanağıma hücum ettiğini hissediyordum.Bir an kalbim tekledi. Doğru mu duymuştum? Gerçekten onu öpmemi mi istiyordu? Aman tanrım. Çok hevesli görünmemeye çalışarak, yavaş yavaş ona doğru eğildim ve yanağına ufak bir buse kondurdum. Ufak bir sessizlikten sonra bizimkiler ooo'lamaya hadi yine iyisin'lere başlamışlardı. 



 O günden en önemli ayrıntılar bunlar ama gerçekten çok ama çok eğlendiğimi söyleyebilirim. Yeşil'e çok denk gelmemem de işin ironik tarafı tabi ama yine de çok eğlendim. He Yeşil hakkında ne öğrendin diye sorarsanız çok şaşırtıcı bir şey öğrendim. Yeşil'in bu zamana kadar hiç sevgilisi olmamış.

16 Eylül 2015 Çarşamba

Masum bir öpücük

  Konserin sonuna kadar elimi tutacağına dair o kadar umutluydum ki... Konseri o sıcakta boynumda atkıyla, elim koltuğun yan tarafında açık bir şekilde, hiçbir şeye odaklanamayarak geçirdim. Peki elini tuttu mu diye sorarsanız sonuç 'yine hüsran.' Ya ben daha ne yapayım arkadaşlar yani? Davet eden ben. Yanaşan ben. Durmadan muhabbet etmek için çırpınan ben. Yani bi atkısını verdi diye ümitlenmek de istemiyorum. Sonuçta kibar, nazik, düşünceli bir çocuk yani. Kim bilir kaç kıza daha atkısını, montunu, eldivenini vermiştir. Ya o değilde onun hakkında hiçbir şey bilmediğimi farkettim. En sevdiği renk ne? En sevdiği şarkı? En sevdiği film? En sevdiği yemek? Nelerden hoşlanır, hobileri neler? Daha önce hiç aşık oldu mu? Kaç kişiye 'seni seviyorum' dedi? Hiç terkedildi mi? Aklında hala unutamadığı biri var mı? 

  Bu sorular böyle uzayıp gider. Çünkü o kadar tanıdık bir yabancı ki, sanki hem her şeyini biliyormuş hem de hiç tanımıyormuş gibi hissediyorum. Daha önce hiç böyle şeyler hissetmemiştim. Onu tanımak, bilmek, öğrenmek, çözmek istiyordum. Çok yoğun ve çok kafa karıştıcı bir duyguydu benim için. Alışık değildim ki böyle şeylere. Biraz egoistce gelebilir kulağınıza ama daha önce ben birini tanımak için hiç efor sarf etmemiştim. Çünkü onlar ben hiç uğraşmadan istediğim her cevabı verirlerdi bana. Çabalamaktan, uğraşmadan, öğrenmeye çalışmadan onlar zaten avucumun içine koyarlardı. Belki de Yeşil bana bu yüzden bu kadar cazip geliyordu. 

                                                                               *** 

 Konser bitti ve biz dışarı çıktık. Konseri veren arkadaşlarımızın çıkmasını beklerken biraz lafladık, ordan burdan boş muhabbetler ettik. Sanki o beni tanımak için hiç cabalamıyormuş gibi hissetmeye başlamıştım. Yani bi insanı tanımak için konuşursun, muhabbet edersin, sorular sorarsınız sonuçta değil mi? Şu zamana kadar bunları yapan hep ben olmuşum onu farkettim. Gerçekten bu durum sinirime dokunmaya başladı. Ve bunun çaresine sonradan bakmak için, kafamın bir kenarına 'bu durumu çöz' diye not düştüm. Arkadaşlarımız çıktıktan sonra eve doğru yürümeye başladık. Yağmur git gide daha da hızlanmaya başlamıştı.



 Aslında normalde bu durumda Yeşil'e biraz daha sokulur öyle yürürdüm. Ama durmadan bi şeyler olması için adım atmanın yorgunluğuyla inanın içimden gelmedi. Benim için birlikte yürümemiz bile yeterliydi. Çok bir şey istemiyordum ki ondan. Sadece hep yanımda olsun, beni sevsin istiyordum. Yani düşününce aslında çok bir şey istediğimi farkettim ama napayım ya. Ben onu İSTİYORDUM. İstediği oyuncak alınmayan, küçük bir çocuk gibi davrandığımın farkındaydım. Ama istediğimi alana kadar durmayacağımın da farkındaydım. Ben kafamda bunları düşünürken Yeşil hiç beklenmedik bir şey yaptı. Kolunu omzuma attı ve öyle yürümeye başladık. Ya tamam güzel hoş bir temas halindeyiz ama ben senin askerlik arkadaşın mıyım lan? Yani elimi tut, belimi tut ya da bırak koluna gireyim... Şu an flört aşamasında iki insandan başka her şeye benzediğimize yemin edebilirdim. Kanka, abi-kardeş, arkadaş.... Ama sevgili? Hayır. Durumu kendi kafamda dramatize ediyorum onun da farkındayım. Ama daha fazlasını istediğim için bunlar bana yetersiz geliyor. En sonunda mantıklı bir şekilde düşünmeye başlayınca onun da bugün bir kaç adım attığını farkettim. Kafam da Tarkan'ın ' O da seviyooooo oooo oooo o da biliyor ooooo oooooo bile bile kafa tutuyor aşkaaaa' şarkısı çalarken keyfim yerine geldi ve Yeşil'e biraz daha sokuldum. Yol üstünde oturan arkadaşlarla yollarımız ayrıldıktan sonra baş başa kaldık. Gece saati yolda hiç kimse yoktu. O sessiz sokaktan sadece bizim sesimiz çıkıyordu. Ve bu harika bir duyguydu. En sonunda beni eve bıraktı. Apartmanın önünde yeni gelin gibi utangaç utangaç sağa sola sallanırken 'Bu güzel gün için teşekkür ederim.' dedi ve yanağımdan öptü. YANAĞIMDAN ÖPTÜ. Beni öptü. Ben o şaşkınlıkla hiçbir şey diyemeden, gülümsedi ve arkasına dönüp yürümeye başladı. Ben hala arkasından şaşkın şaşkın bakarken en az iki kere arkasına dönüp baktığına yemin edebilirdim.


11 Eylül 2015 Cuma

İlk Gizemli Fotoğrafımızı Atıyoruum!

 Merhabaa arkadaşlar! Bugün bir farklılık yapayım ve Yeşil'le, Tilki'nin doğum gününde çekildiğimiz fotoğrafı atayım dediim :) kafamızı kestim evet, şimdilik gizli bloggerlardanım :) ama kafama eserse kimliğimi ifşa edebilirim de yani, bana belli olmaz :D Hikayemizi okuduysanız az çok kafanızda canlandırabilirsiniz bu fotoğraftan sonra :) koluna gerçekten girdim! Hatta girmekle kalmayıp ahtapot gibi sarılmışım maşallah. Çocuk her an kaçıp gidicekmiş gibi görünüyor tabi :DD  Neyse çok konuştum. İşte fotoğraaaf yorumlarınızı bekliyoruuuuuuuuum :)))


NOT: O zamanlar tombiştim. Şimdi biraz daha zayıfım. Saçlarım şu an daha uzun ve ucunda ombre var. Kendimi betimleyeyim azcık ahahah :D

10 Eylül 2015 Perşembe

Bir Konser Günü


 Hayatımda ilk defa bu kadar mutlu hissediyordum kendimi. Sanki dünyaya farklı gözlerle bakmaya başladım. Filmler, şarkılar, kitaplar daha anlamlı geliyordu artık. Sanki ilk defa bi  filmin başrolünde ben oynuyordum. Kendi hayatımda daha önce hiç başrol oynamamış olmamda tuhaf bir durumdu tabi. Ama ilk defa, o hep bahsedilen kelebekleri hissettim karnımda. Bir rivayet sandığım olaya tanıklık ettim. Aşka. 



Yüzümde tuhaf bir gülümsemeyle dolaşıyorum bütün gün. Okula gitmek için sabırsızlanıyorum resmen. Okula ya. 3 senedir nefret ettiğim cehennem şu an bana cennet gibi geliyordu. ''Anneee beş dakika dahaaa!'' diyen ben alarm çalar çalmaz kalkıyor ve hemen hazırlanmaya başlıyorum. Onu on dakika daha fazla görebilmek için onun geldiği saatte geliyordum okula. Bütün ders Yeşil'i kesiyor göz göze geldiğimde de ufak bir gülücükle karşılık buluyordum.

Günler haftalar geçti, hala kaldığımız noktadayız bir tık ilerlememişiz. E yani insan da sabırsızlanıyor tabi bi hareketlilik istiyor. Ama merhaba nasılsınlardan, gülümsemelerden, arada göz göze gelmekten başka bir bok olduğu yok. En sonunda canıma tak etti. Bir adım attım. "Yine."
En yakın arkadaşlarım bir anlık hevesle Türk Halk Müziği korosuna katılmışlardı. Ve bu hafta sonu ilk konserlerini veriyorlardı. E tabi benim elime fırsat geçerde kullanmaz mıyım? Hemen Yeşil'i davet ettim. Biraz ırım kırım etti ama ısrar etmeme gerek kalmadan kabul etti. Naz mi yapıyor karı gibi napıyor anlamadım ki? Neyse en sonunda o gün geldi çattı. Giyecek bir şey bulamadığımdan gömlek kot giyip çıktım. Çok süslü bir kız değildim. Hatta kendi bedenimden bir büyük beden giymeyi seven tiplerdendim. Rahatlık benim için hep ön plandadır. Bu yüzden topuklu ayakkabı giyip daracık kıyafet içinde vücudumu göstereceğim diye nefes almadan dolaşan insanları hiçbir zaman anlayamamışımdır. Ama çoğu erkekte genelde bu tarz kızlardan hoşlanırlar. İstisnalar vardır tabiki ama benim tanıdığım çoğu erkek öyle yani. Bizde bilirdik bi ton makyaj yapıp daracık kıyafetleri giymeyi lakin rahatımıza düşündük yapamadık.... Muhtemelen Yeşil'de o tip kızları seven erkeklerdendi. Çünkü hayatımda Yeşil kadar bakımlı, temiz, düzenli, uyumlu giyinen bir erkek görmedim. Bu nedir arkadaş çorabını bile kıyafetine uyumlu giyer mi bir insan? Okula giderken kıyafetlerime özen göstermeye başladım tabi ki ama gardırobum hep aynı tarz. Gardırobumu baştan aşağı değiştiremeyeceğime göre de ben böyleyim işte yea diyip saldım en sonunda.

Konser büyük sayılabilecek bir tiyatro salonunda verilecekti. Yaklaşık iki saat sürecek ve bi saatin ardından biraz ara sonra tekrar devam edilecekti. Salona geldiğimizde kalbim gerçekten küt küt atıyordu. "Ne yani iki saat boyunca Yeşil'le başbaşa burada mı olacağım???" AMAN TANRIM.  Konser başlamak üzereydi yerlerimize geçtik. Sağ tarafıma oturdu. Parfümü o kadar güzel kokuyordu ki... Parfümü ona sarılma isteği uyandırıyordu bende. En sonunda konser başladı. Onunlayken inanın şarkılara odaklanamadım bile. Allaaaaam ya şimdi elimi tutsa ne güzel oluuur. Sağ elimi koltuğun yanına açık bir şekilde koydum. Hani belki elimi tutmak istiyor da utanıyordur diye açık kapı bıraktım anlayacağınız... On dakika geçti, yirmi dakika, yarım saat derken çocuk kılını bile kıpırdatmadı. Lan elim uyuştu insafsız. Ben tabi hayaller ülkesinin prensesi o elimi tutacak diye elim çürüdü resmen. En sonunda ara oldu ve biz biraz hava almak için dışarı çıktık. Yağmur yağmaya başlamıştı hafiften. Yeşil'le konuşacak pek bir şey bulamıyordum. Yani durmadan siz konuşunca aklınızdaki konularda bitiyordu tabi. Eh be çocuk biraz da sen konuşsan ne olurdu sanki? En sonunda konser nasıldı filan birkaç diyalog oldu. Baktı ben üşüyorum. Ne yaptı biliyor musunuz? Bana atkısını verdi. ATKISINI. PARFÜM KOKULU ATKISINI. Yaaaa sen ne tatlı bir şeysin yaaaa diyerekten içim eridi tabi ama dışarıdan sadece şaşkın bir gülüşle teşekkür ettim.



Boynuna atlayıp sarılmamak için kendimi zor tutuyordum resmen. Biraz flört biraz kikirdemelerden sonra tekrardan içeri geçtik. Yine aynı yerlerimize oturduk.  Konser başladı bi kaç şarkıya sessiz bir şekilde birlikte eşlik ettik. Daha doğrusu ben eşlik ettim o mırıldandı. Ve biliyor musunuz? Ben salonun o sıcaklığına rağmen atkıyı boynumdan çıkarmadım.....


9 Eylül 2015 Çarşamba

Aşık mı oluyorum?


  İlk fotoğrafımızın çekilmiş olmasından kaynaklanan mutluluk ile ağzım kulaklarımda güzel bir gün geçirdim işte. Yeşil'le hiç muhabbet etmediğimiz kadar muhabbet ettik. Onun hakkındaki bütün ön yargılarım kırıldı. Hiçte soğuk nevale, kasıntı, egoist, burnu havada bir çocuk değilmiş. Yani dışarıdan öyle görünüyor sonuçta ben ne yapabilirim? Gece geç saate kadar(geç dediğim 11-12) takıldık. Doğum gününe gelenlerin çoğu kalktı gitti, biz hala oturuyoruz. Ya ama bugünün en güzel olaylarından biri de biz Yeşil'le muhabbet ederken Tilki'nin surat ifadesi... Resmen rengi morarmaya başlamıştı. Kendimi büyük bir zafer kazanmış gibi hissettim. 

Ya bi kız bu kadar yüzsüz olamaz. Sakız gibi ya resmen yapıştığını bırakmıyor! Biz orda Yeşil'le muhabbetin en güzel yerindeyiz hemen atlıyor lafa, saçma sapan espriler yapıyor. Ay bir de iki biraya sarhoş olmuş mal, saçma sapan 'sarhoş oldum ben yeaa' kafasında takılıyor. Lan gerizekalı sarhoş insan ben sarhoşum demez zaten sen neyin kafasını yaşıyon? Hatırladım bak şimdi sinirlerim hopladı yine ya.
Neyse sakin ol Queen konuya dön.
 Ya işte uzun lafın kısası o gün benim için bir dönüm noktası oldu. Çünkü Yeşil'e gerçekten fena halde tutuldum. Mimikleri, konuşması, gülmesi, giyinişi, parfümü... Beni benden aldı resmen. Ağzım açık onu izledim. Sınıfta kesmekten daha güzel bir duyguydu bu. Yanımdaydı. Bazen bacaklarımız, kollarımız, ellerimiz birbirine çarpıyor utangaç bir şekilde geri çekiyorduk. Resmen O ortamdayken başka hiçbir şey dikkatimi çekmiyordu. O kadar yakışıklıydı ki saatlerce onu izleyebilirdim. Ses tonu o kadar güzeldi ki saatlerce onu dinleyebilirdim. Onun mükemmel oluşu beni korkutmuyor değildi. Çünkü bi insan dışarıdan kusursuz görünüyorsa, kusurlarını çok iyi saklıyor demektir. Çünkü kimse kusursuz değildir. Kimse mükemmel değildir. Ben buna inanırım. Ama Yeşil tuhaf bir şekilde o kadar kusursuz geliyordu bana... Benim aşık olmaya başlıyor oluşumdandır belki de ama bu daha da kötü bir seçenek. BEN AŞIK OLMAM Kİ!



 Gece ailemin izin verdiği saati biraz geçirmiş olmamın telaşıyla apar topar kalkmam gerekti. Ne yani Yeşil'i Tilki'yle orada bıraktın mı dediğinizi duyar gibiyim. Ama hayır bırakmadım. Çünkü o da benimle birlikte kalktı :) Bir kızın gece geç saatte yalnız yürümesine izin veremezmiş. Yesinleeer. Yeşil, ben ve Yeşil'in en yakın arkadaşı hep birlikte gecenin ıssızlığında, sessiz bir şekilde yürüyoruz. Ne konuşacağımı da bilmiyorum ki aklıma hiçbir şey gelmiyor. Aksi gibi o da hiç konuşmuyor öyle mal mal yürüyoruz. En sonunda Yeşil'in yakın arkadaşından ses çıktı.
''Bu güzel geceyi midyeyle sonlandıralım mı be? Ne güzel gider şimdi bira üstü?''
Ailemin evde ol dediği saatten fazlasıyla gecikmeme rağmen Yeşil'le biraz daha vakit geçirme fırsatını kaçırmak istemedim.
''Harika olur!'' 
Yeşil'in de seve seve onaylamasıyla yol üstünde bir midyeciye uğradık. Aslında midyeyi hiç sevmem. Aşk uğruna 10 tane midye yedim be! AŞK NELERE KADİR... (Şapkalı a kullanmam gerekiyordu galiba ama beceremedim. Şapkalı a kalkmamış mıydı ya?)
Biraz daha oyalandıktan sonra artık kalkmamız gerekiyordu. Yoksa annem beni eve almayacaktı.(ŞAKA) Ama kızacağı kesindi. O yüzden hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladık. Eve bir sokak kalmıştı ki Yeşil beni durdurup parmağıyla bi binayı işaret etti.
''Bak burası da benim evim.''
LAN?! Aramızda sadece bir sokak mı varmış?
''Ne zamandır burda yaşıyorsun?'' diye sordum şaşkınlıkla.
''Çocukluğumdan beri.'' dedi
Biz bunca zaman boyunca hiç denk gelmemiş miyiz?Hiç mi bakkala, markete, fırına giderken karşılaşmamışız? Hiç mi beni pijamalı, makyajsız halimle görmemiş? Yahu bunca sene aramızda bir sokak varmış ve hiç mi aynı anda, aynı yere gitmemiş miyiz?
Hayat gerçekten çok tuhaf.
En sonunda eve varmıştık, beni kapının önüne kadar bıraktılar. Hafif bir kucaklaşma, yanak yanağa hafif öpücüklerden sonra uçarak eve girdim. Annem her ne kadar kızgın olmak için kendini zorlamışsa da mutlu surat ifademi gördükten sonra hemen yumuşadı. Bana hiç kıyamaz da...
Annem benim dostumdur, sırdaşımdır ona her şeyimi anlatırım. Bugün bütün olan biteni anlattım ve benim mutluluğumdan dolayı o da mutlu oldu tabiki. Ama erkeklere çok güvenmemem gerektiğini hatırlattı elbette.
Pijamalarımı giyip, dişlerimi fırçalayıp hemen yatağa kıvrıldım. Uyumadan önce günün bütün özetini aklımdan geçirdim. Uykuya dalmadan önce suratımda şapşal bir gülümseme olduğunun farkındaydım...

8 Eylül 2015 Salı

Gülümse çekiyorum !


 Okulun ilk haftasını Yeşil'i keserek, uyuyarak, yemek yiyerek öyle böyle bitirdim.Taa haftanın başından beri Tilki'nin doğum günü partisi için hayaller kuruyorum. Tabi ki Tilki'nin doğum günü benim Yeşil'e uzanmam için bir yol, yani burada Tilki sadece figüran olarak sahne alıyor. Ay hayal demişken hangi hayalimi anlatsam ki size? Mesela birinci hayalim şu şekilde... (Sisli bir efekt hayal edin.) Doğum gününe öyle güzel gidiyorum ki kafeden içeri girdiğim an bütün gözler bana çevriliyor, kızların kıskançlık dolu bakışlarına maruz kalıyorum, Yeşil ise hayranlıkla beni seyrediyor. Bense sadece ona bakarak gülümsüyorum ve gülümsemem İpana reklamlarındaki gibi pırıl pırıl... Ben slow motionda yürürken o da aynı şekilde oturduğu yerden kalkarak bana doğru yürümeye başlıyor. Yüz yüze geldiğimizde ise gözlerini benden ayırmayarak 'Hayatım boyunca gördüğüm en güzel kızsın. Ben sana ilk gördüğüm anda vuruldum. Birlikte olmamamız için hiçbir neden yok. Seni seviyorum.' diyor ve dizlerinin önüne çöküp evlenme teklifi ediyor.
  Tamam birazCIK abartmış olabilirim ama böyle olsa fena mı olurdu yahu? Hafta içinde önemli bir gelişme olmadığından onu es geçip, asıl olay olan Tilki'nin doğum gününü anlatmaya başlıyorum.

                                                                           ***

  Akşam saatlerinde gerçekleşecek olan doğum günü için hayalimdeki cafcaflı girişi yapamadım tabiki... Çünkü ben geldiğimde KAFEDE KİMSE YOKTU. Evet doğru okudunuz. Kimse yoktu. Ben tabi şoklar içerisinde hemen Tilki'yi aradım. Telefon çalıyor çalıyor kimse açmıyor. Lan kandırıldım mı yoksa? Ektiler mi beni? Yoksa topluca şu Queen'e bir oyun oynayalım mı dediler? Şu an arkamdan ''haha salak kız bekliyodur şimdi mal ya'' filan mı diyorlardır? Allam düşündükçe çıldırcam nerede bu insanlar? Üç dört arayışımdan sonra hele şükür Tilki telefonu açtı ve topluca gelecekleri için buluşma yerinde gelmeyenleri beklediklerini biraz geç kalacaklarını söyledi. Oh be. İçime su serpildi valla tam da ezik yerine konulduğumu filan düşünmeye başlamıştım. Yaklaşık yarım saat bekledikten sonra Tilki'yi ve arkasından gelen 10-15 kişilik arkadaş sürüsünü gördüm. Gözüm Yeşil'i ararken belli belirsiz insanlarla selamlaştım ama gel gör ki Yeşil yok...Ceza mı bu? Çektiğim çile mi? Günlerdir tuttuğum nöbet bitmeyecek mi? Ya of valla ''Hayalet Sevgilim''e bile bağladıysam benim halim o kadar vahim demektir. Yahu o kadar plan yaptım, hayal kurdum, bekledim... Sonucu bu mu olacaktı ya? Neyse biraz daha bekliyim olmadı yarım saate anam aradı diyip kalkarım.
  Yarım saat geçmiş olmasına rağmen insanlarla muhabbet sardı ve hem muhabbet edip hem de Yeşil'i beklemeye devam ettim. Yaklaşık bi saat sonra da kapının orda bir hareketlilik gördüm ve kafamı çevirdim. Kafamı çevirdiğim andan itibaren Yeşil'le göz göze geldim.(YİNE Mİ SLOW MOTİON YAA?!) Kalbim öyle hızlı çarpmaya başladı ki sessiz bir ortamda herhangi bir insan kalp atış sesimi duyabilirdi. Ben Yeşil'e bakmaya devam ederken Yeşil'de bana bakmaya devam etti. Lan resmen bakışıyorduk!
                            

Yaklaştıkça elim ayağım daha da birbirine dolandı selam bile veremeden o gitti Tilki'nin yanına oturdu... KATİL OLUCAM KATİL. Ya şu kaşara niye bu kadar yüz veriyor anlamıyorum ki ya. Ya benden değil de ondan hoşlanıyorsa cidden kendimi keserim tilki suratlı sinsi şey kesin büyü yaptı kesiiin. Cadaloz yelloz uf utanmasam oturup ağlıcam. Ben dakikalarca kendimle boğuşurken çok tuhaf bir şey oldu. Yeşil Tilki'nin doğum gününü kutlayıp ayak üstü bir muhabbet ettikten sonra kalktı ve yanıma oturdu. Yanıma. YANIMA.
 Ben olayın şaşkınlığıyla bir şey söyleyemezken Yeşil çok atik bir davranışla göz kırptı ve ''Naber Queen?'' dedi. Benimle mi konuşuyor tam olarak emin olamadım ama resmen bana bakıyor, e daha demin adımla hitap etti ve resmen şu an benden cevap bekliyor. Noluyor lan?
Biraz kızararak biraz da kekeleyerek sonunda cevap verdim.
''Iııı.. İyiyim senden naber?''
''İyiyim bende senin geleceğini bilmiyordum bilsem bu kadar geç kalmazdım :) '' 

FLÖRT?

''Ben de senin geleceğini bilmiyordum ya ehehe ne güzel tesadüf oldu.''

 Ne tesadüfü gerizekalı Tilki'yle sınıf arkadaşı tabiki gelecek yani. Ama gelmeyebilirdi de... Ama geldi... Kafamdaki iki ses birbiriyle tartışırken biz biraz daha muhabbet etmeye devam ettik. Resmen flörtleşiyorduk. Cilveli cilveli kıkırdamalar, göz kaçırmalar, iltifat etmeler, kırıtmalar filan ay resmen sevgili evresinden bir evre öncesine adım atmış bulunmaktayız şu an. Beni bıraksalar ben havalara uçucam öyle bir mutluluk.
  Biraz havadan sudan muhabbet ettikten sonra golün asistini yaptı.

''Aa ikimizde kırmızı kırmızı giyinmişiz gel bi fotoğraf çekilelim.''

Aman tanrım! Galiba şu anda sınıf fotoğrafları dışında ilk fotoğrafımızı çekilmek üzereyiz. Ay saçımı başımı mı düzeltsem, kameraya mı poz versem yoksa heyecanlandığımı belli etmemeye mi çalışsam napsam bilemedim. Telefonu arkadaşa uzattıktan sonra kolunu hafif bana yanaştırarak ellerini masanın üstüne koydu. Bende bir cesaretle bana yanaştırdığı koluna girdim ve kol kola kameraya poz verdik.

   ÇIKIRT!


  Ve eveet ilk fotoğrafımız çekilmiş bulunmakta !


7 Eylül 2015 Pazartesi

Şans benden yana

Yahu ben böyle bir insan görmedim. Yeşil dedik bağrımıza bastık egoist bir öküz çıktı. Ya hayır yani bu kadar afra tafraya ne gerek vardı? Alt tarafı bir soru sordum lan. Bir daha da suratına bakmam naparsa yapsın.(BAKTI)
 Ya tamam evet birine taktı mı tam takıyorum ne olmuş yani? Benim şöyle bir özelliğim var. Bir şeyi elde edene kadar deli gibi peşinden koşarım, elimden gelen her şeyi yaparım, sabah akşam uğraşırım ama elde ettiğim zaman hevesim kaçar. Evet böyle de bir manyağım. Kendimi de çok iyi tanıyorum. Şimdi Yeşil'e takıntım başlarsa gerçekten boku yedim demektir. Çünkü sınav senem ve ben şu an imkansız bir aşkın peşinden koşmak istemiyorum.Ya bir de çocuk kuul şimdi. Benim onu elde etmem için kırk fırın ekmem yemem gerek. Ki zaten balık etli bir yapıya sahibim kırk fırın ekmek yersem ohooo... Tamam şaka şaka vurmayın.
 Hep olumsuz yönden düşündüm, olumlu yönünden düşünürseeek... Aynı sınıfta iki sevgili çok sevimli olabilir bence. Sınava beraber hazırlanırız, aynı sırada otururuz, beden dersinde beraber oynarız, konuşmak için bol bol vaktimiz olur, arkadaş ortamımız aynı olduğundan çok sempatik bir ortam oluşur. Allam ne sevimli olur yaaa! Ama sen bi dur, daha çocukla doğru düzgün konuşamıyorsun bile gelmiş sevgili olma hayalleri kuruyorsun. Ayyy ama çocuklarımız olsa ne güzel olur beee. O açık kumral(sarışına yakın) ben koyu kumral, o yeşil gözlü ben ela gözlü, benim saçlarım dalgalı onun saçları düz... Ortaya ne kadar sevimli minnoş bir bebek çıkar düşünsenize yaa.
OHA. Cidden bunları düşündüm ya? Yahu çocuğun seni taktığı yok hala gelmiş neler düşünüyorsun? Bende de mallık var ya acayip hayalperestim. Yeşil'le yaklaşık 5 senedir tanışıyoruz. 8. sınıfta aynı dershanede aynı sınıftaydık. Tabi ben bunu çok sonradan öğrendim. Yani çocuk o kadar dikkatimi çekmemiş ki aynı sınıfta olduğumuzu bile sonradan öğreniyorum. 4 senedir de aynı lisede aynı sınıftayız ama daha önceleri hiç böylesine dikkat etmemiştim çocuğa. Neler neler saklamış meğersem çocuğun içinde bir ''Biscolata Erkeği'' yatıyormuş da haberimiz yokmuş vay be. Ya o değil de benim şimdi bu çocuğu elde etmem için bir şeyler yapmam gerek. Konuşma işi olmadı maalesef öküzlüğünden dolayı. Benim de başka bir şeyler düşünmem gerek. Benim bununla aynı ortama girmem gerek. Okula hep paspal paspal geliyorum dışarıda bir yerde süslenip püslenip karşısına çıkıp bak aslında ben böyleyim demem gerek... Ama nasıl?



 Ben düşüncelerimin derinliklerinde boğulurken birinin beni dürtmesiyle irkilerek kafamı kaldırdım. Ve bizim sınıfın en sinir bozucu kızını tepemde dikilirken buldum. En yapmacık gülümsemesiyle

''Ayyy uyandırdım Queenciğim ama unuturum diye aklımdayken söyleyeyim dedim. Bu hafta sonu doğum günümü kutlicam gelmek ister miseeen?'' dedi.

İçimden ay ne gelcem senin doğum gününe be salak sanki çok seviyoruz birbirimizi diye geçirsem de bir anda kafamda ampul belirdi. Lan?! Ya Yeşil'de geliyorsa?? Hemen hevesli bir moda girerek  ''Aa çok güzel oluuur çok teşekkür ederim beni çağırdığın için. Iı kimler geliyor acaba?'' dedim.
Öylesine sorar gibi yapmamın altında aslında tek bir amaç vardı. Yeşil geliyor mu?
Kız orda bir kaç isim saymaya başladı ama ben sadece Yeşil ismini bekliyordum. (Sinir bozucu kıza artık Tilki demeye karar verdim çünkü gerçekten ama gerçekten çok sinsi ve kurnaz bir kızdı. Ve suratı da tilkiyi andırıyordu.) Tilki en sonunda o kadar gereksiz isim arasından Yeşil'in ismini söyledi ve aranan kan bulundu. Allaaaam o kadar şanslı bir insanım ki aklımdan geçen şey dakikasında gerçek oldu çok teşekkür ederim ya. Tilki'ye sevimli bir şekilde teşekkür edip geleceğimi söyleyerek başımdan savdım. En azından bugün okul çıkışındaki planım belli olmuştu.
Güzel bir alışveriş yapmak.



6 Eylül 2015 Pazar

İlk Diyalog & İlk Öküzlük

O zamanlar aşka hiç inanmayan bir insandım. Uzun ilişkisi olan arkadaşlarımla çok dalga geçerdim.

'Siz şimdi evleneceğinize inanıyorsunuz değil mi? Haha iki sene sonra göreceğim sizi.'
'Yüzük filan da takarsınız yakında.'
'Ay siz çocuklarınızın ismini de düşünmüşsünüzdür.'
'E ne var dışarı çıkmana izin vermediyse ona izin almadan çık sanki karı kocasınız.'
'Ya şekerim siz şimdi birbirinize çok aşıksınız dimi? Hiç bırakmayacaksınız birbirinizi? Ay hayırlısı ya ben bi şey demiyim.'

Bu yazdıklarım yarısının yarısı bile değil. Hatta bu patavatsızlıklarım arkadaşlarıma o kadar çok batmaya başlamıştı ki ciddi anlamda tartışmalar yaşadık. E napayım yani o zamanlar karşıma aşık olabileceğim adam gibi adam çıkmamıştı ki ne bileyim ben aşkın ne olduğunu? Ya o değil de bunları söylediğim insanlar çok zaman geçmeden ayrıldı hatta şu an başka birileriyle aynı hayalleri kuruyorlar. Söylediklerimde haksız değilmişim yani...

Neyse konuya dönersek o gün yaklaşık üç ders boyunca ağzımın suyu aka aka Yeşil'i izledim. En sonunda dayanamadım teneffüste kalktım yanına gittim. Bendeki de iyi cesaret ha. Çocukla doğru düzgün bir muhabbetim bile yok, sen kalk yanına git. Gittim löps diye oturdum, çocukta bir afalladı tabi noluyoruz ya dercesine bana baktı.



Bi cesaretle yanına gittin iyi güzelde çocuk şimdi senin bir şey demeni bekliyor gerizekalı ne diyeceksin? Çocuğun yanına oturup küresel ısınmadan, polinomdan, Einstein'in izafiyet teoreminden bahsedemezsin ya. Aklıma gelen ilk şeyi söyledim.
''Iı saçların güzel olmuş, nerede kestirdin?''
Lan bu nedir? Sana ne çocuk saçlarını nerde kestirdiyse ne yapacaksın gidip sen de mi kestirceksin aynı yerde? Yavaş yavaş terlemeye başlıyorum, çocuk bana hala mal mal bakıyor. Yahu sen de bir şey söyle bari durumu kurtaracak seçeneğim olsun. Çocuktan hala tık çıkmayınca durumu toparlamalık bir şeyler uydurayım bari dedim.
''Yani kuzenim saçını kestirecek kaliteli bir yer arıyordu da o aklıma geldi bi sorayım dedim.''
Ya yalanın daniskası. Oturduğum şehirde oturan bir kuzenim dahi yok. Saçını kestirmek için de 500 kilometre uzaktan buraya gelecek ya zaten. Ama şöyle bir şey var ki Yeşil bunu bilmiyor. O yüzden yalanım sadece iç sesimle çatıştı gerisi önemli değil. Saliseler içinde ben bunları düşünürken sonunda Yeşil'den beklenen cevap geldi.
''Mahalle berberimde.''
Allah'ın öküzü. Gerçekten çok güzel bir açıklama yaptın harika bir muhabbet ediyoruz şu anda. Kendimi ezik hissettiğime mi yanayım, konuşma bitsin de gidelim diye kısa cevap veren Yeşil'e mi yanayım, söylediğim yalanlara mı yanayım bilemedim. Baktım çocuk cert cert sakızını çiğniyor, telefon elinde bi şeylerle uğraşıyor, beni takan yok. Lan gerizekalı geçen sene merhaba demeye bile çekinirdim bu ne havalar şimdi? On liralık berberde saçını kestirdin diye Brad Pitt mi zannettin kendini? Kendini bir şey sanmaya başlamış hemen, ay götüm. Ben de tabiki içimden böyle konuşuyorum ama kendi sırama oturduğumda onu kesmeye devam edicem bunu da biliyorum. Bu konuşmanın burada biteceğini anlamam çok geç oldu ama en sonunda ''Iım şey güzel o zaman ben gidiyim.'' demeyi başardım. Yeşil suratıma bile bakmadan sadece ''Tamam.'' dedi. Şeytan diyo bul bi makas tut kes saçını bak bakalım havası nasıl sönüyor. İçimden böyle atarlanıyorum ama tırıs tırıs sırama geri döndüm. Arkadaşlarım bana soru soran,şaşkın gözlerle bakarken ben sadece omzumu silktim ve kafamı sıraya gömdüm. Fısıldaşmaları, kıkırdamaları duydum tabi ki ama şu an konuşmam gereken daha önemli birisi vardı.
İç sesim.



 
Sonsuza Dek Mutlu Blogger Template by Ipietoon Blogger Template