20 Kasım 2016 Pazar

Zaman durabiliyormuş, şahit oldum.


  Fotoğrafçı ile bir haftadır takılıyoruz. Kafa bi çocuk. İyi anlaşıyoruz. Bana değer verdiği her halinden belli. Ha bir deee okul açıldı. Evet Yeşil'i her gün görüyorum. Evet acı çekiyorum. Acı çekiyorum ama belli etmiyorum. Çünkü ben güçlü bir kızım. Güçlü bir kız olmak zorundayım.
Gülümsüyorum. Hatta hiç durmadan gülümsüyorum. Yapmacık mı duruyor bilmiyorum. Ama yakın arkadaşlarım dahi anlamıyor. Bazen Yeşil sınıfa girince benim tepkimi ölçmek için bana baktıklarını fark ediyorum. Ama yaptığım işe devam ediyor, onlara veya Yeşil'e bakmamaya çalışıyorum. En dayanamadığım şey ise insanların bana bu konu hakkında soru sormaları... Ne diyebilirsin ki? Beni sevmedi mi? Beni istemedi mi? Peşinden koştum ama bana bakmadı mı? Ne diyebilirsin. Gülümseyerek 'olmadı işte' diyordum sadece. Olmadı...

  2014'ün şubat ayındayız. 12. sınıftayım ve okuldan mezun olmadan önce mezuniyet fotoğraf çekimleri var. Yani bilmeyenler için şöyle söyleyeyim. Her yıl okulda yıllık çıkartılır, o yıllıkta hatıra olarak yazmasını istediğin arkadaşlarına yazı yazdırırsın ve sen de arkadaşlarına yazı yazarsın. Okulun ayarladığı bir fotoğraf yerinde sınıfındakiler ile ve tek başına fotoğraflarını çektirir aralarından en sevdiklerini bastırır ve yıllık kapak fotoğrafı yaptırırsın falan filan neyse eğlenceli bir etkinliktir yani kısacası. İşte fotoğraf çekimi olduğu için okula gitmedik sabahtan kızlarla kuaföre gittik hazırlandık, süslendik. Eğlenceli vakit geçirdik, tam fotoğrafçıya gittik bir de ne olsun. Elektrikler mi gitmiş arıza mı ne varmış üzgünüz 3-4 saat boyunca fotoğraf çekimi olmayacak. Haydaaa! E saçlar maşalı makyaj desen abartılı olmasa da var yani. 3-4 saat diyor e napcaz? Aradım Fotoğrafçı'yı böyle böyle hadi gel takılalım. Fotoğrafçı 10 dakika geçti geçmedi bi arkadaşı ile birlikte arabayla geldi. Bindim arabaya dolaşıyoruz ne yapalım ne edelim derken dedim ki benim yakın arkadaşım var okuldan çıkmak üzere hadi gidelim onu alalım birlikte takılırız. Size hiç bahsetmedim ama o zamanlardaki en yakın arkadaşımı almak için gittik okula. O zamanlardaki diyorum çünkü artık konuşmuyoruz. Zamanı geldiğinde değinirim o kısma da bir ara. Yakın arkadaşıma Uzun diyelim çünkü 1.80 boylarında, mavi gözlü, esmere yakın kumral çok güzel bir kız. Neyse gittik işte indim arabadan, fotoğrafçıda benimle birlikte indi yanıma geldi. Arabaya yaslanmış okuldan çıkanlara bakıyoruz, sohbet ediyoruz. Fotoğrafçının söylediği bir lafa tam gülüyordum ki kafamı çevirdim kapıya doğru bir baktım, Yeşil'le göz göze geldik. Gülümsememin suratında donduğunu hissediyordum. Yeşil'le gözlerimiz belki de birkaç saniyeliğine buluştu ama sanki dakikalar geçmiş gibi hissediyordum. Gözlerini ilk ayıran o olmuştu. Gözleri benden ayrılıp fotoğrafçıya kaymıştı. Ben hala ona bakıyordum. Kilitlenmiştim, sanki ne hissettiğimi bilmiyordum. Yanımda Fotoğrafçı var o hala bir şeyler söylüyor gibiydi bilmiyorum, anlamıyorum kulaklarım uğulduyor, zaman kavramım yok oldu. Kaç saniyedir, kaç dakikadır burdaydım kestiremiyorum, Şu an tek odak noktam var o da Yeşil... Fotoğrafçı ile benim yanımdan geçti. Kafasını kaldırmadan sadece öylece yanımdan geçti gitti. Bense onun arkasından öylece bakakaldım. Ne düşünmüştü acaba? Beni hep erkeklerle takılan bir genç kız olarak mı görmüştü? Hislerimin gerçekçiliğini sorgulamış mıydı? Kıskanmış mıydı? Kafasından neler geçmişti? Göz göze geldiğimizde ne hissetmişti? Kafamdaki sesler hiç susmazdı evet ama şu an beynim çığlık çığlığaydı.
  Uzun'un yanıma gelmesi ile gerçek dünyaya döndüm ve gözlerimi Yeşil'den nihayet ayırabildim. O saniyeler içinde anladım ki zaman her zaman aynı hızda geçmiyormuş, zaman durabiliyormuş. Şahit oldum.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Amaan be nolcak?


  Fotoğrafçıdan çıktık benim surat uzun zamandan sonra ilk defa gülüyor. E annemlerde oradaydı olan biteni gördüler sonuçta neler olduğunun farkındalar. Bana bakıp duruyorlar ben de onları tersliyorum filan ama gülmeye de devam ediyorum. Bilmiyorum. Bir anda ne oldu bilmiyorum. Belki reddedilmenin verdiği o iç burkan acı, birinin benimle ilgilenmesiyle azalmıştır. Belki de hayal kırıklıklarıyla dolu kalbimi bu şekilde teselli etmişimdir. Bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey bunun hoşuma gittiğiydi. 

                                                                                ***

 Ya ulan. Var ya. Bu erkekler var ya kızlardan beterler. Biz kızlar tamam hadi sokakta görüp beğendiğimiz çocukları bir şekilde araştırır, bulur, stalklar, yakından takip ederiz. Ama siz erkekler var yaaa! Siz de hiç az değilsiniz. Fotoğraf çekildiğimin ertesi sabahı bana facebooktan bir mesaj gelmiş. Fotoğrafçıdan! Valla helal olsun. He fotoğrafçıdayken isim soyisim vermediğime de eminim. Yani nasıl bulduğuna dair hiçbir fikrim yok. Biraz merak ettim açıkçası hemen mesaja tıkladım. 

''Güzel bir sabahta, güzel bir gün için, güzel gülen güzel bir bayana merhaba :)''  

Hmm... Yani şimdi çabasını taktir ettim gerçekten aramış bulmuş. Ama şimdi bu çocuk fotoğrafçı. Kim bilir günde kaç tane kız geliyor, fotoğraflarını çekiyor. Acaba şimdi herkese böyle mi davranıyor? Yoksa sadece bana mı yaptı? (Hiç zannetmiyorum.) Yani arkadaşça mesaj atmış desem, yürümemiş resmen koşmuş yahu! Şimdi sevinsem mii üzülsem mii bilemedim. Neyse bi bakalım tanımaya çalışalım nasıl bir insanmış?

''Merhaba, teşekkür ederim :) Nasıl buldun beni?''

''Bizimde kendimizce yöntemlerimiz var Melike Hanım bulduk işte. :)''

''Bu konuda tecrübeliyim diyorsun yani?''

''Yo hayır. Tecrübeli olsam dün eklerdim. Tecrübeli olmadığım için bütün gece uğraştırdın beni :)'' 

Hmm... İnansam mı acaba? Bilemedim ki. Amaan bee zaten ciddi bir şey düşünmüyorum koy ver gitsin dedim ve sorgulamadan, irdelemeden konuşmaya başladım. 






                                                                          ***

Bir kaç gündür konuşuyoruz. Güzel konuşuyor, ağzı laf yapıyor veletin. Yeşil'den 4 ayda görmediğim ilgiyi bir kaç günde gördüm vallahi! Ama ne yalan söyleyeyim Yeşil'i özledim. Yeşil'i çok özledim be! Hayatım boyunca hep çılgın, hareketli, gözü kara, eğlenceli erkekleri beğenmişimdir. Filmlerde en sevdiğim karakterler her zaman çılgındı. Peki ya ben nasıl Yeşil'e aşık oldum? Neden oldum? Neden? Bir yanım unutmak isterken, bir yanım unutmamak istiyordu. Bir yanım bak işte hayatına devam ediyorsun O'nu boş ver derken bir yanım O'nsuz yapamıyorsun, gururunu boş ver diyordu. Ne yapacaktım ben? Yeşil'i sevmeye devam ederken başkalarıyla mı konuşacaktım. Ben kötü biri miydim? Başkasını sevdiğim halde Fotoğrafçıya umut mu veriyordum? Yok ya. Fotoğrafçı'ya yüz vermiyordum ben. O kendi kendine gelin güvey oluyordu, ben sadece O'nu tanımaya çalışıyordum. Kendimi mi kandırıyorum? Yoksa gerçekten öyle miydi bilmiyorum. Çıldıracağım! Artık ne düşündüğümü ne hissettiğimi bile bilmiyordum. 

Ama, fakat ve lakin kendimi tanımak, farklı yönlerimi keşfetmek, acıyla yüzleşmek zorundaydım. Bu başkalarının hayatına dahil olmak olsa bile !


19 Nisan 2016 Salı

İşler tuhaflaşmaya başladı


  Hayatımda yeni bir dönem başlamıştı artık. Geçmişi silip, en baştan başlayacaktım yaşamaya. Yapabilirdim. Bu sefer düştüğüm çukurdan ayağa kalkıyordum, güçlendiğimi hissediyordum. 15 günlük sömestr tatilinin 1 haftası gitmişti neredeyse ama toparlanmam için bir haftam daha vardı. En yakın arkadaşlarımla birlikte dışarı çıkma planları yapılmaya, hayata geri dönüşüm kutlanmaya başlanmıştı bile. E yani arkadaş grubumdaki en heyecanlı, pozitif, neşeli insan ben olunca arkadaşlarda bayağı bir telaş yaptı. Neyse artık eskisi gibi değilim. Gülüyorum, gülüşümün tam ortasında aklıma gelse de gülmeye devam ediyorum. Çünkü hayat gülünce devam ediyordu, anlamıştım.

  Ygs'ye bir ay kadar az bir zaman kalmıştı. Ygs için kimlik yenileme işlemi yapmam gerekiyordu bu yüzden yeni bir vesikalık fotoğrafı gerek. Annem, ablam, ben çarşıya gittik hem fotoğrafı ve kimlik yenilemeyi aradan çıkarırız hem de hava alırız filan diye. Çarşıda gördüğümüz fotoğraf stüdyolarından herhangi birine girdik derdimizi izah ettik. Birazcık bekledikten sonra fotoğraf çekinme yerine(ADINI BİLMİYORUM) girdik. Ay en nefret ettiğim şeylerden biridir şu vesikalık fotoğraf çekilmek! Şu koltuğa otur 45 derecelik açıyla kameraya dön. Kafanı sağa yatır, biraz daha, ay çok yatırdın birazcık sola heh tamam öyle dur. ÇIKIRT. Fotoğrafa bi bakıyorum Aman Allah'ım o da ne mal gibi çıkmışım. Bana benzemiyor bile. Çıldırıyorum bu yüzden, kelimenin tam anlamıyla çıldırıyorum.

 Ben keyifsiz bir şekilde o iğrenç sandalyeye oturdum. Fotoğrafçının gelmesini beklerken, kapıdan genç bir çocuk girdi. 19-20 yaşlarında hafif uzun saçlı, renkli gözlü hoş bir çocuk. Ben bir afalladım tabi. Ne bileyim fotoğrafçı dediğin 30-35 yaşlarında entel dantel tipli biri olur yani böyle birini beklemiyordum sonuçta. Çocuk geldi, hepimize selam verdi. Ben hala suratsız bir şekilde bitsede gitsek diye bakıyorum. Çocuk fotoğraf makinesini ayarlamaya koyuldu. Bense hala o iğrenç sandalyede rahatsız bir şekilde mal mal etrafı seyrediyordum. Sonra çocuğun bakışlarını üzerimde hissettim kafamı çevirdim. Göz göze geldik. Çocuk gülümseyerek ''Ben bu kadar suratsız birinin fotoğrafını çekmem yalnız.'' dedi. İçimden gözlerimi devirip, dil çıkarasım geldi, küçük bir çocukmuş gibi. Ama tabi ki yapmadım. Belli belirsiz gülümsedim. Annemle, ablam sesli şekilde güldüler ve çocukla muhabbet etmeye başladılar. Bense ilgilenmiyormuş gibi davranıyorum ama kulak kesildim tabi. Biraz muhabbetten sonra sonunda her şey fotoğraf için hazırdı. Bana baktı ve ''Sana sağa dön, sola dön, şöyle poz ver böyle bak demiyorum. Tek istediğim dik dur ve gülümse.'' En nefret ettiğim şeyi yapmadı bana, kafanı çevir sağa dön sola dön yoktu. Ve gerçekten istediğini yaparak dik durdum ve dişlerimi göstermeden gülümsedim. Çekti. 




''Tamam bu ısınmaydı şimdi gerçekten gülümsemeni istiyorum.'' dedi.

Bu sefer gerçekten içten güldüğüm anda fotoğrafımı çekti. 

O anda tuhaf olan neydi biliyor musunuz? İlgi gördüğümü hissetmiştim. Genç bir kız olarak bir erkekten ilgi görmeyi özlemiştim.

Ve bu his hoşuma gitti.

26 Mart 2016 Cumartesi

Yeni Bir Dönem

Uyuyor, yemek yiyor ve film izliyordum. Sanırsam bir haftam böyle geçmişti. Ben de bir haftadır evden çıkmamıştım. Arkadaşlarım ve ailem benim için endişeleniyordu, bunu biliyordum. Ama elimden bir şey gelmiyordu. Çıkamıyordum işte. Kendimi o kadar güçlü hissedemiyordum. Sanki dünyadaki her şey anlamını yitirmişti. Çok saçma. Bir yabancı için, elin oğlu için bu kadar üzülmek çok saçma.

 Yine bir akşam evde, odamda film izliyordum. Dış kapı çaldı, kulak kesildim. Annemin biriyle konuştuğunu duydum. Biraz sessizlikten sonra, odamın kapısı tıklatıldı. Kafamı çevirdim, annem Superman'in -en yakın arkadaşım, canım, 6 senelik dostum- geldiğini ve beni dışarı çıkarmak istediğini söyledi. Ben burun kıvırdım ve özür dilediğimi, kendimi iyi hissetmediğim için gelemeyeceğimi söyle dedim. Dışarıdan bir ses geldi.

''Eğer kendi isteğinle gelmezsen, seni zorla çıkartmasını da bilirim!''

Al işte. En yakın erkek arkadaşının olması demek gerçekten dediğini yapacağını bilmek demektir. Ben çıkmazsam muhtemelen çok daha kötü bir biçimde o beni çıkaracaktı zorla. Bu yüzden direnmenin alemi yoktu. Eşofmanımı ve en rahat sweatshirtlerimden birini geçirip hemencecik dışarı çıktım. Superman bütün olan bitenin farkındaydı, her şeyi biliyordu ama nedense pek bir şey konuşmuyordu bu konuda. Kafamı dağıtmak istediğini biliyordum. Her zaman gittiğimiz parka, her zamanki yerlerimizden birine oturduk. Muhabbet ediyorduk, hem de havadan sudan her zamanki şeylerden. Hayat devam ediyormuş demek ki diye düşündüm. Evet, gerçekten de hayat devam ediyormuş. Sanki bir haftadır pause tuşum takılı kalmış, şimdi ise yeniden devam ediyordum.




 Biliyor musunuz? İyi gelmişti. Temiz hava almak, birileriyle konuşmak, filmlerden, gerçek olmayan şeylerden uzak kalmak iyi gelmişti. Hatta size bir şey itiraf edeyim mi? Bir süreliğine de olsa O'nu unutmuş gibi hissettim. Sanki her şey yolundaymış gibi hissettim. Bir süreliğine bunu başarabildiysem. O'nu unutmamın yolu yeni insanlarla tanışmak, eğlenmek ve içmekten geçer o zaman? Artık kendimi odaya kilitlemek yoktu. Kendimi soyutlamak, arkadaşlarımdan ve gerçek dünyadan uzaklaşmak yoktu. Artık eğlenme vakti gelmişti.



                                         Yeni bir dönem başlıyo

20 Mart 2016 Pazar

Depresif, mutsuz ve aşık.


  Günler geçmiş ve sömestr tatiline girmiştik artık. 15 gün tatil. Hem de o kadar koşuşturmaca, karmaşanın ardından... Açıkçası okul biraz daha uzun sürseydi, her gün onu görmeye nasıl dayanırdım bilmiyorum. Tam da düşündüğünüz gibi evet, Yeşil'le o günden sonra bir daha hiç görüşmedik. Görüşmeyi geçin konuşmadık, selamlaşmadık, bakışmadık bile. O mesaj atmadı, ben atmadım. Böyle olduk. Nedenini bilmiyorum. Yine ''kafası karışık'' olabilir. Ruh halimi onun ruh haline göre düzenlemekten bıktım. Dengesizliğin bu kadarı! Birdenbire nasıl bu kadar soğuk, yabancı iki insana dönüştük inanın bilmiyorum. Hiçbir şey yapmak istemiyordum. Dışarı çıkmak istemiyordum. Birileriyle konuşup dertleşmek istemiyordum. Sadece kendimle baş başa kalmak istiyordum. Odama kilitlemiştim kendimi. Bütün gün laptopta film izliyor ve durmadan abur cubur yiyordum. Evet morali bozulunca yemek yiyenlerdenim. Tabi bu da ruh halime göre değişiyor, bazen de canım hiçbir şey yemek istemiyor. Ama şu an bir nutella kavanozunun dibini görene kadar yiyebilirdim. Oysaki hiç sevmem Tumblr girl depresyon hallerini ama anladım ki benim depresyonum tam olarak da bundan ibaret. Okulun sona ermesinin üstünden kaç gün geçti bilmiyorum, bildiğim tek şey uzun süredir bu odada olduğum. Annem beni dışarı çıkarmak için uğraşıyor ama nafile... İzlediğim filmlerin, dizilerin haddi hesabı yok. En ufak şeyde ağlıyorum, en ufak şeyde sinirleniyorum. Geçenlerde bisküvim düştü ve uzanamıyorum diye ağladım. Ya da elektrikler kesildi diye... Filmlerde duygusal olmayan sahnelerde bile ağladım.




 Gülmüyorum daha doğrusu gülemiyorum. Kendim gibi hissetmiyorum. Bu ben değilim, ben böyle biri değilim. Ama çıkamıyorum kabuğumun içinden, yüzleşemiyorum gerçekle. Beni sevmiyor oluşunu kabul edemiyorum. Benim duygularımla oynadığını kabul edemiyorum. Kendimi bu kadar küçük düşürdüğümü kabul edemiyorum.. İlk başlarda telefonum çalınca, mesaj gelince hemen bakardım heyecanla... Belki O'dur diye. Ama artık gelen aramalara mesajlara bakmıyorum bile. Çünkü biliyorum O değil. 

 Demek ki aşk acısı böyle bir şeymiş diye düşündüm kendi kendime... Sanki biri onsuz geçen her saniye kalbime bıçak saplıyor. O'nu düşünmeden yapamıyorum. İzlediğim filmlerdeki başrol karakter O, dinlediğim şarkılarda O, okuduğum kitaplarda O. Her yerde O! Bıktım artık, onu düşünmekten, onun için üzülmekten bıktım. Ben onun için bu şekilde üzülürken O'nun umrunda bile olmamaktan bıktım! O'nu unutmak istiyordum. 

Ama nasıl?

Not: Çok depresif olduğunu biliyorum, ama gerçekten ruh halim bu yazıdan bin kat daha kötüydü o zamanlar. Eğer bu blogu o zamanlarda yazıyor olsaydım muhtemelen kendimi öldüreceğimi filan düşünebilirdiniz :ı 

Bir de o zamanlarda izlediğim ve çok etkilendiğim birkaç filmi yazıyorumm. (Çoğu dram olmasa bile hepsinde ağlamış olmam kötü psikolojimin göstergesi bence...)

Now is Good, Aşka Yolculuk, 8 Mile, Başımıza Gelenler, Lol(Miley Cyrus)
Dizi olarak
Blue Montain State, Skins

8 Şubat 2016 Pazartesi

Öyleye böyle...


 Geriye bakıp, nerede yanlış yaptığımı sorguluyordum... Neden böyle olmuştu ki? NEDEN? Nerede hata yaptım çok sevmekten başka? Belki de gerçekten hayat böyleydi, seven sevilmiyor, kaçan kovalanıyordu. Ama ben her zamanki gibi hayata ve onun kurallarına karşı geldim. Düştüm. Hayat karşımda dikildi ve kahkaha attı. Dalga geçiyordu resmen benimle. Yukarıdan yukarıdan bana bakıp ''Kurallarıma karşı gelirsen olacağı buydu.'' diyordu resmen. En başından beri onu dinlemeliydim belki de. Belki bu kadar koşmamalıydım, bu kadar ısrar etmemeliydim. Çocuk gibi istediğim şey için çırpındım, kendimi yırttım ama nafileydi. Olmayınca olmuyordu bazı şeyler. Bu yüzden artık uğraşmayacaktım. Bunu yüzlerce kez kendime dedim biliyorum. Ama yerde ufalanan bir kaç gurur kırıntımı da ezdiremezdim.


Sömestr tatiline bir kaç gün kalmıştı. Koskoca dönemi atlatmıştık iyi kötü. Bu da demek oluyordu ki yaklaşık 4 aydır Yeşil'e karşı bir şeyler hissediyorum ve yaklaşık 4 aydır bir hiç için peşinden koşuyorum. Okula giderken aklımdan söyleyeceğim ve yapacağım her şeyi planlamıştım.
  1. Yeşil selam vermedikçe selam verme.
  2. Selam verince soğuk bir selam ver ve yanındakilerle konuşmaya devam et. 
  3. Yeşil muhtemelen soğukluğunu anlayacak ve yanına gelecek. 
  4. Yanına geldiğinde ters ters bak ve hiçbir şey söyleme.
  5. Neyin olduğunu sorduğunda 'yok bir şey' de ve ağır trip at.
  6. Gönlünü alana kadar böyle devam et.
Evet her şey çok basitti ve bunları yapacaktım. Çünkü başka her yolu denemiştim. Gerçi bunu ona ulaşmak için bir yol olarak görmüyordum. Gerçekten kırılmıştım ve bunu belli etmek istiyordum. Bu yüzden dediklerimi yapmaya kararlıydım.

Okula gittim, sınıfa girdiğimde Yeşil oradaydı. Yeşil'in olduğu yere doğru kaçamak bir bakış attım. Beni görmüş müydü? Bilmiyorum, her şey çok hızlı gelişti. Listeye bir madde daha ekle.

  • Geldiğini belli et.
Yüzümde bir gülümseyle arkadaşlarımın yanına gittim ve neşeli bir ses tonuyla, herkesin duyabileceği bir şekilde ''Günaydıın kızlaaar.'' dedim.

Duymuş muydu? Bilmiyorum. Ama duymaması imkansızdı. E neden gelmiyordu yanıma? Listeye bir madde daha ekledim. 

  • Mutluymuş gibi davran, bol bol kahkaha at, dikkat çek.
Kızlar ne dese gülüyor ve saçlarımı sağa sola savuruyordum. Sık sık ayağa kalkıyor, biraz dolanıyor ve tekrar yerime oturuyordum. Tam bir özürlü gibi göründüğüme eminim. Elimden gelen her şeyi yapmama rağmen bu mal yine yanıma gelmiyordu. Ne yani ben mi gidecektim?

ASLA.

Gün boyunca böyle şeyler yaptım. Saçmaladım, dikkat çektim, derse bile katıldım. Arada bir kaçamak bakışlar atıyordum ama O bu yöne bile bakmıyordu. Bir okul gününü daha bu şekilde bitirmiştim.

Sonuç mu?

Ben Yeşil'e selam vermedim.
Yeşil bana selam vermedi.
Yanıma gelmedi.
Neyim olduğumu sormadı.
Gönlümü almadı.

 Madem öyle Yeşil Bey, bundan sonra soğukluğun alasını yaşayacaksınız.



23 Ocak 2016 Cumartesi

Öküz mü? Öküz.

 Saniyeler dakikalar gibi geçerken ben hala Yeşil'den mesaj bekliyordum. Eğer bekle derse bekleyecek ve ona gerçekten hissettiklerimi söyleyecektim. Git derse gidecek tamamen aklımdan ve kalbimden çıkartacaktım. Tabi ki öyle pat diye çıkartamayacağımı biliyordum ama en azından artık bir şeyler olması için beklemeyecek veya çabalamayacaktım.
 Ölüm gibi gelen o dakikalardan sonra sonunda mesaj geldi.

''Bekle, geliyorum.''

Evinin önünde bekliyor olmasam çığlık atıp deli danalar gibi koşturacaktım ama kendimi tuttum ve sakince onu bekledim.
İçeriden koridorun ışığı yandı ve en sonunda kapı açıldı. Gözlükleriyle, dağınık saçlarıyla ve siyah bol eşofmanıyla çok tatlı görünüyordu. Tam bir ev haliydi. Ben onu bir hayli baştan aşağı süzerken mahçup bir şekilde ''Çok bekletmedim değil mi?'' diye sordu.

 Biraz suratımı buruşturarak ''O kadar soru sormasaydın belki daha az bekletebilirdin.'' dedim ve güldüm.

Çok güzel muhabbet ettik. Belki de şu ana kadar en güzel diyaloglarımızdan birini yaptık. Çok güzeldi her şey. Konuşuyorduk, gülüyorduk biraz da üşüyorduk. Ama olsundu. Pişman değildim. Bir delilik yapıp evinin önüne gitmekten pişman değildim. Mesaj atmaktan pişman değildim. Üşümemin sebebi olmasından pişman değildim. Onunla ilgili yaptığım, düşündüğüm, onun için yaptığım hiçbir şeyden pişman değildim. Aşk bu muydu? Kendini küçük düşürmek miydi? Yeri geldiğinde gururunu yerler altına almak mıydı? Delilik yapmak mıydı?

Bunları düşünürken bir anda gülümsemem durdu. Peki aşk buysa neden tek taraflı böyleydi? Neden O benim için uğraşmıyordu, çabalamıyordu? Neden benim dikkatimi çekmek için benim yaptıklarım gibi saçma sapan şeyler yapmıyordu? Neden şu an aklımdan böyle şeyler geçiyor ve bu güzel anı içten içe mahvediyordu?

Ona tam söyleyecektim. Neden burada olduğumu, neden onu görmek istediğimi, neden böyle gözlerimin parladığını söyleyecektim. Onu sevdiğimi söyleyecektim. Ama söylemedim. Belki o anın büyüsünü bozmak istemediğimden, belki de daha fazla gurursuzlaşmak istemediğimden, belki de olumsuz tepki karşısında ne yapacağımı bilmediğimden söylemedim. Biz kapının önünde hala konuşurken evinin önüne pizzacı motoksikleti geldi. Yeşil'de bana dönüp ''Pizza geldi, sipariş vermiştim. Kusura bakmazsan annemleri bekletmeyeyim gitsem olur mu?'' dedi. Biraz şok olmuştum açıkçası. Bir pizzaya pabucum dama atılmıştı ve benimle biraz daha vakit geçirmek için çabalamamıştı bile. Sanki kurtulmak için bunu bekliyor gibiydi. Yüzümde sahte bir gülümsemeyle ''Tabi ki. Niye kusura bakayım? Afiyet olsun.'' dedim ve apartmana girişini seyrettim. Şaka mıydı bu? Ellerim buz tutmuştu. Ama soğuktan değil hayal kırıklığının verdiği fiziksel bir tepkiydi bu hissediyordum.

Ya ulan. Kıs ayında, gece saatin bilmem kaçında bir kız senin evinin önüne geliyor ve sen bir pizza uğruna onu orada bırakıyorsun. Hadi bunu geçtim, lan evim bir-iki sokak ötende beni eve bırakmadın bile ÖKÜZ! Dolu dolu gözlerimle, ellerim ceplerimde,sessiz sokaklarda sadece ayak seslerim....
Bu gerçekten sondu. ASLA ve ASLA bir daha adım atmayacaktım.



 
Sonsuza Dek Mutlu Blogger Template by Ipietoon Blogger Template